Adımı kaydetti görevli. Samimiyetten uzak mecburi gülümsemesi ile sordu “ne kadar kalacaksınız?”
Doldurduğum alanı ne zaman boşaltacağımı bilmek istiyordu elbet. Başka bir ad orayı işgal edebilsin diye. Onun için bir isimdim o an numaranın boşluğunda yer kaplayan.
İlgilendiği ben değildim bir sürü “ben” di, ve hiçbirinden esirgemiyordu yüzüne yapışmış gülümsemesini. Böyle gülmek için bir eğitim mi alıyorlar yoksa doğaları mı diye geçirdim içimden, tebessümüm yüzümde solarken. Mecbur hissetmiştim bende karşılık vermeye.
Sonra bulaşıcı galiba dedim; ama en çok merak ettiğim neyin bulaşıcı olduğuydu? Gülümseme mi, samimiyetsizlik mi? Valizlerim olmasa bile yanımda geldi görevli odamı göstermek ve elbette eline sıkışacak üç beş kuruşun istenci ile. Kurallar var elbette, toplumsal yazılı olmayan kurallar. Bunlara görgü deniyor ya da gelenek deniyor.
Pek çok iyinin ve kötünün nedeni diye düşündüm; ama en çok bir cinayet sebebi olması sıktı canımı. Odanın önünde durduk açtı kapıyı. İçeri girdiğim anda biliyordum yaşamışlıkla kirletecektim odayı. Aldığı bahşişten çok memnun olmasa da yavaşça ayrıldı görevli.
Oda da beni kesif bir deterjan kokusu karşıladı, kimyasalla temizlenirmiş gibi onca yaşanmışlık. Odayı genişletmek için konulmuş ayna çarptı ilk gözüme. Kaç “ben” görmüştü kendini bu aynada? Sahi ayna da kendini kirli hissetti mi onca şeye şahit olurken? Neler geçmişti önünden? Gülümseme, kahkaha, gözyaşı, acı, yalnızlık ve şiddet…

Herbiri bir iz bırakmış mıydı aynada ve silinince geçiyor muydu izler? Daha bir hüzünlü bakarken yakaladım kendimi sırlarla dolu “sır”lı camın üzerinde. Temiz olmasına temizdi kutsal renkli nevresimler de her gelenle değişmiyordu ki yatak. Kokusu sinmişti sanki yaşamın, sürekli değişen çarşaftan süzülen herbir damlayla birlikte.
Sevinç kokusu, acı kokusu, şehvet kokusu, yalnız dökülen gözyaşı kokusu. Tüm kokular karışıp bir özel rahiyaya dönüşmüştü tüm suni deterjanlar arasından süzülüp gelen. Bastıramamıştı yani insanlık hala kendi kokusunu. Çantamı açtım eşyalarımı yerleştirmek için dolaba yanaştım. Bir boşluk karşıladı beni ve çalınmasın diye acayip bir düzenekle yerleştirilmiş askılar. Kullan at bir ayakkabı süngeri, ve sağı solu belirsiz bir bez terlik…
İnsanlığın kirden korumak için bulduğu ve doğada hiç çözünmeyen müthiş izolasyona sarılı. Poşetindelerdi hepsi. Kirlenmekten korunmanın tek yolu bu sanırım, izolasyon. Banyoda yine benzer manzara. Kişisel hijyen için küçük dozlarda sabun, duş jeli ve şampuan. Bireysel bir yalnızlık işte. Klozete sarılı bir kağıt gülümsetti beni onca pisliği başka yere gitmiş gibi üzerinde bir yazı temizliğin garantisi. Temizlendi kullanıma hazır istediğiniz gibi kirletin.
Odaya geçtim, komodinin üzerinde varlığını korumak isteyen bir bardak izi. En son damlanın dış yüzeyi kalıyor hep, yuvarlak bir boşluk. Boşluğu boşluktan ayıran ince bir çizgi. Buradaydım demenin bir yolu; nesnenin ve yaşanmışlığın direncinin ifadesi. Buradaydım ve bir sürü şey yaşadım. Susuzluğa, öksürüğe çare oldum. Bazen de yalnızlığa ortak oldum.
Odamın sigara kokan perdeleri ve duvardaki yumruk izini düşündüm sonra. İçine çekilen onca hayatı yutmuş bu oda en sonunda duvardan çıkmaya çalışmış sanki. Böylesi mümkünmüş gibi, böylesi kolaymış gibi. Penceremin manzarası başka hayatlara açılırken daha fazla dayanamadı gözlerim. Huzursuz yorgun bir uykuya kapandı gözlerim…
Görsel ve Anlatı:
