053. & 054. Oturumlar: Soru Nedir?

8. yüzyılda işarete de taşınan sorunun neliğini anlamaya çalışıyoruz

05.10.202107.10.2021

Editör Notu: İki oturum olarak konuştuğumuz tek oturumda tamamlayamadığınız kavramlardan biri de Soru kavramıdır. Aşağıda sırasıyla oturum notlarını bulabilirsiniz.

Soru Nedir (053. Oturum)

Kiper: Bu oturumda “Soru” kavramını ele alacağız: “Soru nedir, sizin için soru nedir?”

Neri: Meraklı insanın yapacağı şey. Merak edenler sorar. Ben öğrenmek için sorarım.

Kiper: Cevabını bildiğin halde niye yine de soru sorarsın?

Neri: Psikolojik olarak karşı tarafı yıkmak için olabilir, gıcıklık yapmak için olabilir, muhabbet olsun diye olabilir ya da komiklik olsun diye bile olabilir.

Mehmet: Soru olmasaydı bilim olmayacaktı, ilerleme olmayacaktı. Şüpheci bakış olmayacaktı. Bilmediğin şey için anlamak ve bilinmeyeni öğretmek için sorarsın.

Nilgün: “Ünlem” kullanmayı sevmeyenler genelde soru sormayı sevenlerdir.

Welat: Spinoza, sorularıyla toplumun neden ikiyüzlü olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışır.

Soru Nedir?
Different Opinions – Louis C. Moeller

Tunç: Kavram doğrudan insanla ilgili görünüyor. Sorularla hayatı anlamaya başlarız. Varoluşundan itibaren, birçok şeyi soru sorarak anlamaya çalışırız. Merak ve sorgulama ile ilişkini unutmamız gerekir.

Gavur hoca: Merakla ilgisi olması lazım.

Umut: Sorumuzun cevabı, “şeylerin” ne olduğuna dair anlama isteğimiz ve ihtiyacımızın giderilmesi anlamına geliyor. Anlama isteğimiz ve ihtiyacımıza dair geliştirdiğimiz zihinsel aktivite.

Başak: Merak ettiğimiz şeyler için, duymak isteğimiz şeyler için bazen kaçış yolu olarak bazen teyit için soru sorarız. Merak azalınca, soru da azalır.

Uhri: Biz kimi zaman kavramları tersiyle anlamaya çalışıyoruz. Bu kavramı tersiyle anlatması zor. Dış dünyayı algılıyoruz, kümeleme yapıp bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Kavramlar arası yol arayışımız. Akıl, bağlantı kurarken zihin/zekâ, bilgi işler. Yanıtlarla yola çıkıyoruz. Soru, düşüncenin başlangıç noktası.

Kiper: Yoldaki uyarı işaret ve işaretçiler diyebilir miyiz? Ona göre karar veriyoruz.

Uhri: Hiyeroglif/şekille anlatılan yazıda soru işareti yok. Yazılı dilde sorunun işaret formu daha sonra hayatımıza giriyor.

The Question – Art Enrico

Mehmet: İşaretler 8. Yüzyılda başlıyor. İmgeler tek başına soru yönetir mi?

Haktan: Soru aslında başka bir cevaptır. İnsan da merak ve arayış vardır ve cevap peşindedir. Sınırsız hayal gücüm var. Sınırsız yaşama isteğim var. Sınırlı bir dünyada yaşıyorum. Ben ve her şey var. Niye var? Bunu sormaya devam ediyorum.

Ahmet: Soru yaratandır, yaratıcıdır, yaratımdır. Hatırladığım “son dair soru” öyküsü Isaac Asimov. Entropiyi tersine çevirmek mümkün mü? Evrende hiçbir şeyin var olmaması ya da güneşin sönmesi durumunda nasıl var olmaya devam edeceksin? Big Bang nasıl oluşuyor?

Bahattin: İnsanın gerçeği arama süreci olarak tanımlanabilir. “Gerçek nedir?”

Kiper: Neden soru sormayı zamanla unutuyoruz?

Hasan: Çocukları düşünelim. Çocuk, her şeye hayretle, şaşkınlıkla bakar. Onu anlamaya tanımaya bir yere koymaya çalışır. Bilgiyi alma, anlama, belirtme bizim kendimizi ortaya koyuşumuza kanaldır. Çocuk ilk defa gördüğüne hayret, merak, şaşkınlıkla bakar. Bu durumda soru sorma zorunluluğu çıkar. Öğrendik saydıklarımız, kalıplarımız ve şablonlarımızdan sonra bu zorunluluğu kaybediyoruz.

Kiper: Tecrübe soru sormanın önünde engelse, tecrübelendikçe soru sormayı bırakıyorsak sonuçta daha az yaşayıp daha az mı algılıyoruz?

Hasan: Kendimizi yeterli görme konforu olabilir.

Kiper: İnsan bildiği bir başka deyişle cevabını bildiği soruları sorar. Karşısında herhangi bir durum vardır. Durumun göründüğü gibi olup olmadığının teyidini almak için sorar. Böyle bir önerme getirsem ne düşünürsünüz?

Ahmet: İnsanın bu eylemi gerçekleştirmeye başlaması için kendisinin eksikliğini fark etmesi lazım. Tefekkürle doldurmuş olabilir. İnsanın, öğretme, çalışma hali, kendimizde uyandırdığımız şeyler de ilgilidir.

Kiper: Bildiğimizin teyidi için mi soruyoruz?

Neri: Ona sormak değil, kurmak diyoruz. Soruları meraktan sorarız.

Mehmet: Sorunun cevabını kestirebilmek ile ilgili olabilir.

Kiper: Soru sormak seçim yapmayı kolaylaştırır gibi geliyor ama tersi de olabilir, zorlaştırabilir. Soruların cevaplarına katlanmak de gerekir. Soru sormak derinleşmek demektir.

Ahmet: Soru sormak ilerletir, adım attırtır. Yaratımı yaratır. Sormadan salt mantık yürütmek değersizleştirir.

Haktan: Zanla, merakla sorulur.

Mehmet: Bu pipo değildir. Öyle midir, değil midir?

Ayda: Soruya soruyla karşılık verilebileceğini düşünüyorum. Soruyla bir yere gidilebilir. Sembolik mantık olarak açabilirim. Hangi pipo? Diyebilirim. Sorular cevap gerektirmez, reflektiftir. Her zaman yanıt doğru da değildir.

To Decide the Question – John George Brown

Ahmet: Bazı insanlar için sadece sorular önemlidir, cevaplar önemli değildir.

Kiper: Diyalog genelde soru ile ortaya çıkar ve sürer. Soruya, soru ile dönmek diyaloğu sekteye mi uğratır yoksa genişletir mi?

Uhri: Matrix tarafından bakarsak kaşık yok, bükülen biziz. Dili kaldırırsak, soruyla ilgili içimizde ne kalıyor? İmgelem, devreye gidince, dil de devreye girer. Dil, sosyal bağlantı kuruyor. Dünyaya kendi yaban algımızla geliyoruz ama evcil algılarla, imgelerle kültüre dâhil oluyoruz. Kendi farklılıklarımızı ortaya koymak için sorular soruyoruz. Anıtsal kimliklerimizi böyle inşa ediyoruz.

Ben kimim sorusu, yanıtı kolay olmayan soru. Birleşik alan teorisine göre düşüncenin başlangıç noktası sorudur. Kültür, yanıtları eşleştirir.

Kiper: Kültürle, evcilleşip, uyarlanıyoruz. Biz soruları, Robinson olarak Cuma’ya sormuyoruz. Soru sorarken, yolun devam ettiğiyle ilgili bilgimiz var. O yüzden sorumuyor muyuz?

Hasan: Soru sormayı belirsizliği gidermek, karanlığı görmek için projektör tutmak gibi düşünebiliriz.

A Notty Question – Louis C. Moeller

Kiper: Bilgi sezgisel, bilimsel, inançsal olabilir. Soru sorarak nereye ilerlemeye çalışıyoruz?

Ahmet: Her şey biliniyor ancak Lucy filminde olduğu gibi her şeye erişimimiz yok. Dışarıdan değil içeriden biliyoruz (Birleşik alan teorisi)

Uhri: Platon diyalektikle, olmayanı öğrenmeye çalışıyor. Yeni bilgiyi nasıl katacağız itirazı ilk Aristo’dan geliyor. Yanıtı olmayan soru üretmek, matematiğin işlevlerinden biri.

Kiper:Her ney ise’ye doğru soruları nasıl soracağız? Doğru soru sorma bicimizi nasıl oluşturmamız gerekiyor?   Soru kalıplarını nasıl zenginleştireceğiz?

Uhri: Bilim felsefesi ile bunu ortaya çıkıyoruz. Soruyu, yanlışlayabiliyor muyuz? İnsanlığın bilgi birikimini oluşturuyoruz. Bu bilgi birikimi çok fazla yanlışlanabilir olma testi üzerinden geliyor.

Neri: Hazır cevap insanlar kadar hazır soru insanlar da var.

Uhri: Zaman var mıdır, yok mudur, diye sorduğumuzda illüzyonumuza dair fikir edinmeyi dert ediniyoruz.

Ahmet: Pati pora kelimesi, olmayan kavrama hitap ediyor.

Kiper: Mesela çocuklar gökyüzü nasıl mavi diye sormuyor, neden mavi diye soruyor. Bizse cevap olarak nasılın cevabını veriyoruz, onların sorduğu soru bizi alıp başka bir yere götürse de …

Tunç: İnsanın doğru soru sorması için belli olgunluğa ulaşması gerekiyor. Bilgi dağarcığı, entelektüel seviyesi bu noktada belirleyici gibi görünüyor.

Ahmet: Neden sorusu pasifize ediyor. Nasıl ise aktif bir soru. Çocuk da doğasına uygun davranıyor.

Oyster Roast – Manning Williams

Tunç: Soru sormaya itecek ilham/şimşek soru sormaya itiyor.

Umut: Şüphe ya da yanılgı da buna neden olur.

Kiper: Aynı formatta soru sormayı seçmek, kültürel güdük kalmaya mı sebep oluyor? Geliştireceğimiz bir şey var mı?

Ayda: Acaba, felsefenin temel sorusudur. Günlük hayatta da soru kalıpları kısıtlı görünüyor. Çocuklara gelirsek onların gelişim evreleri var. Somut işlem devresi, soyut kavram devresi 7-8 yaş.

Tunç: Filozofların farkı, doğru soruları keşfetmiş olmaları mı?

Ayda: Felsefede amaç sorulara cevap vermek ve sistematize edebilmek ya da bu tarafta uğraş vermektir.  “Acaba” olmalı. Sorular, günlük hayatta hâkim olma güdüsünün tekelinde kalıyor. (Felsefi soru, birikir.)

Ahmet: Çeşitliğinin azlığı dilin kısıdı olarak düşünülebilir. Senin bakış açın ne, diye sorarak ben bu kısıdı kendim için aşmaya çalışıyorum. Aldığım cevap görselleşme oluşturuyor.

Mehmet: Hilmi Yavuz’un Dilin Dili adlı incelemesinde de değindiği gibi sözcükleri bilmemiz gerekiyor. İnsanın kendini geliştirmesi, dilini geliştirmesi ile orantılı.

Uhri: Çocuklarla “eşini bul” oynanır. (Eldeki hazır soru-cevabı eşleştirme oyunu) Toplum/cemaat ferdi oluyorsun. Kendi bireysel kimliğini inşa ediyorsun. “Sokrates” örneği. Çocuklara nasıl düşünmelerini gerektiğini bizler öğretiyoruz ama doğru mu öğretiyoruz?

Kiper: Uyumlu bir alanda, uyumsuz soruları sormada nasıl başarılı olacağız?

Uhri: Dada sanat akımını ele alalım. Bütün kültürel algıyı reddedip yaban algıyla bakmaya çalışalım. Herkesin yaban algısı farklı, ortak nokta çıkarsa yaban olmaktan çıkıyor. Montaigne, denemeleri 12 yıl kulede yazmış. Halikarnas balıkçısı, Bodrum’a sürmeseler o kadar eser çıkmazdı.

Hasan: Satranç öyküsünü hatırlayalım. Baş karakter “hiçbir şey aklında tutmuyor” mevcut koşullara her seferinde ilk defa bakarak karar veriyor.

Kiper: Ben genel olarak rutin severim, takip etmeye çalışırım.  Yaratıcı herhangi bir şey yapacağım zaman, beni en kolay motive eden ağırlıklı kullandığım eli değiştirmek oluyor. Problem altından kalkamıyorsan beynin farklı yerini kullanarak çözebilmeyi deniyorum.

soru01

Image 1 of 10

Soru Nedir (054. Oturum)

Ahmet: Kiper, aslında zihnimi kurcalayan bir şey var. Acaba savcılar sadece soru mu sorar, yoksa cevaplandırırlar mı? Daha da önemlisi, insan için tek bir temel soru var mı? Yoksa biz hayat boyu tüm çabamızla aslında o tek bir soruya mı ulaşmaya çalışıyoruz?

Deniz: Ahmet’in sorusuna şöyle bir ekleme yapabilirim; belki de o temel soru, aslında “arzulanan bir yaşamı yaşayabilmek” üzerine kuruludur. İdeallerimiz, gelecek tasavvurumuz, hatta insanlığa faydalı olma çabamız hep bu eksende döner.

Ahmet: Haklısın Deniz. Bu durum beni yine o meşhur “Ben kimim?” sorusuna götürüyor. Kişi bu soruyu sorduğunda kendine yönelmiş oluyor ve sanki kendi içine gelerek yeni bir varoluş dairesi oluşturuyor.

Tunç: Soru sorma eyleminin kendisine bakarsak, burada iki tip yaklaşımdan bahsedebiliriz. Bazıları sorunun cevabını bilerek sorar, ki bu bazen tehdit amaçlı olabilir. Ama diğer tip var ki; “Ben bunu niye soruyorum?” diye soran, yani sormanın perde arkasını merak eden insandır. İnsan, sadece kendisi olduğu için sürekli soru sorar.

Uhri: Tunç’un dediği “ben” meselesine felsefi bir şerh düşmek isterim. Dilin dışına çıkamayız, sorgulama da dil üzerinden yapılan düşünsel bir eylemdir. Augustinus’un sorduğu gibi: “Hatırlayan kim?”

Düşünce sistematiğimiz, belleğe yönelik bir işlem yapma becerisi mi sadece? Aslında “Ben neyim?” sorusuna verdiğimiz cevaplar bizim kimliğimizi (identity) ve kişiliğimizi (personality) oluşturuyor.

Heidegger’in dediği gibi, dil insanın evidir ve bunun ötesinde kaçacak bir noktamız yok.

Kiper: Uhri, aslında “Ne sorusu” ile “Kim sorusu” bana çok benzer geliyor. Ama sanki dilin sınırları yüzünden bu sorular da hep bir yerde sınırlı kalıyor.

Mehmet: Kendi durumumdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim: “Ben neyim?” durumu her şeyden önce gelir. Hilmi Yavuz hocanın dediği gibi; beş duyu olduğu sürece mutlaka temel bir soru oluşur.

To Decide the Question – John George Brown

Hasan: Eğer şimdi “Ben kimim?” üzerine bu kadar konuşuyorsak, acaba gelecekte “ben” neyi konuşacak? Doğru soru sormak için referans noktalarımız var mı, yoksa soru hep aynı mı kalacak?

Ahmet: Zamanın yapısı da burada önemli. Yıllar içerisinde “zamanın algısı” ve “zamanın elbisesi” neye dönüşecek?

Kiper: Bir de şu var; biz “soru nedir”i konuşurken aslında bir şeyi kabul ediyoruz. Bir insan bir başkasına soru sorduğunda, otomatik olarak karşı tarafın varlığını ve ötekiliğini de kabul etmiş olur.

Mehmet: Peki ya şüphe? Mesela “Acaba” kelimesi… İnsanı doğrudan şüpheye sevk eden bir şey değil mi?

Hasan: “Acaba” sembolleştirildiğinde, soru işaretinin en sert ve keskin hali gibi geliyor bana…

Uhri: Bu konuda bir anlaşmazlık var gibi. “Acaba” derken neyi kastediyoruz? Soru sormak aslında bir anlaşamama halidir ama merak etmek bir padişahtır. Belirsizliklerin çapı da bu padişahın gücünü gösterir.

Kiper: Günlük dilde “acaba” yerine “elbette” kelimesini kullanmayı seçmemiz bile dilin kendi içindeki bir tercihidir…

Atilla: Ben konuyu biraz sanat tarafına çekmek istiyorum. Bir sorunun var olabilmesi için bir sorunsalın (problem) olması gerekir. Sürrealizmin (gerçeküstücülük) altında bile bir sorunsallık vardır. Freud’un belirttiği gibi, bir cümlenin başına eklenen küçücük bir ek, o sorunun formunu ve anlamını tamamen dönüştürebilir.

Tunç: Kesinlikle. Eğer toplumun geneli sanatı anlayabiliyorsa, orada zaten bir sorunsal oluşmuş demektir.

Hasan: Peki, biz bu kadar olumsuzluk içinde yaşarken de hala soru sormaya devam ediyor muyuz?

Kiper: Elbette. Mesela **”Kırık Cam Deneyi”**ni düşünün. Bir adım öne çıkmanın ötesinde, bazen de “Sen bu hakkı nasıl kendinde buldun?” diye sormak lazım. Bireysel sağlık ve güzellik sınırları da hep soruları bekler.

Mehmet: Ama dikkat etmeli; bireysellik ilişkilerimizi narsist bir duruma da sokabilir. Bu yüzden sanat, bilim ve eğitim her zaman temel dayanağımız olmalı.

Kiper: Son olarak şunu sormak istiyorum: 21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde, sizin hatırladığınız, üretilmiş ama henüz cevabı olmayan büyük bir soru var mı?

Atilla: Belki de geleceğin sorusu yapay zekanın ne kadar ilham verici olup olamayacağıdır.

Uhri: Ben gelecekte kuantum teorisinden sistem teorisine doğru bir evrilme olacağını düşünüyorum.

Oyster Roast – Manning Williams

Mehmet: (Gülerek) Peki ya tarih tekerrür edecek mi? Hitler, Stalin, Franco veya Mussolini gibi isimler bir gün yeniden gelecek mi?

Kiper: Gelecekler mi? Kim bilir… Belki de bu, sormaya devam etmemiz gereken en hayati sorulardan biridir.

“053. & 054. Oturumlar: Soru Nedir?” için 1 yorum

  1. Geri bildirim: 068. Oturum : Eleştiri Nedir? - Yamuk Duruş

Yorum bırakın