Editör Notu: Bu web sayfası, Gazeteci Ünsal ÜNLÜ’nün Youtube kanalında Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU ile yaptığı söyleşiden hareketle hazırlanmıştır. Yamuk Duruş olarak bu sayfayı yayınlamamızın nedeni tarihe düşülen notun hatırlatıcılığını yapmaktır.
Okullarda Şiddetin Anatomisi: Şengül Hablemitoğlu ile Bir Yüzleşme
Türkiye, son dönemde okullarda ardı ardına yaşanan ve toplumda derin yaralar açan şiddet olaylarıyla sarsılmaktadır. Şubat ayında başlayan ve Siverek, Şanlıurfa, Kahramanmaraş gibi farklı illerde can kayıplarıyla sonuçlanan bu saldırılar, alışılagelmiş “akran zorbalığı” kavramının çok ötesine geçerek doğrudan “okul içi saldırılar” niteliği kazanmıştır.
Ünsal Ünlü’nü konuğu olan akademisyen ve yazar Dr. Şengül Hablemitoğlu, bu durumu sadece “münferit olaylar” ya da “çocuk patolojisi” olarak görmenin büyük bir yanılgı olduğunu vurgulayarak sistemik bir çöküşe işaret etmektedir.
1. İndirgemecilik Tuzağı: Şiddeti Tek Nedene Bağlamak
Okul şiddeti tartışılırken düşülen en büyük hatalardan biri, sorunu tek bir nedene indirgemeye çalışmaktır. Hablemitoğlu’na göre, saldırganın şizofreni teşhisi alması ya da özel gereksinimli olması gibi durumlar, olayın arkasındaki devasa toplumsal ve sistemik yapıyı görmezden gelmemize neden olmaktadır.
Bir çocuğu sadece patolojisiyle etiketlemek, hem özel gereksinimli çocuklara zarar vermekte hem de sorumlulukların reddedilmesine yol açmaktadır.
Toplum olarak Amin Maalouf’un betimlediği gibi; “her şeye üzülen ama hiçbir şey için çaba göstermeyen” bir tavır sergilemek, sorunun çözümünü imkansız kılmaktadır. Şiddet; dijitalleşme, aile ihmali, ekonomik baskılar ve sistemik yetersizliklerin birleştiği çok katmanlı ve rahatsız edici bir yüzleşme gerektirmektedir.
2. Güvenlikçi Politikalar ve “Terör” Söyleminin Tehlikesi
Yayında en çok dikkat çekilen noktalardan biri, bu olayların “terör” olarak nitelendirilmesinin yarattığı risktir. Hablemitoğlu, bu olayların toplumda korku yaratarak kamusal yaşamı felce uğratan “terörize edici” bir etkisi olduğunu kabul etmekle birlikte, meselenin sadece “güvenlik dili”ne hapsedilmesine karşı çıkmaktadır.
Siyasi Kolaycılık: Siyasilerin bu olaylara “terör” demesi, toplumda güvenlikçi politikaları körüklemek ve korku üzerinden insanları bir araya getirmek için bir araç olarak kullanılabilmektedir.
Psikososyal Desteğin Dışlanması: Mesele sadece güvenlik boyutuna indirgendiğinde; psikososyal destek, kriz müdahalesi ve önleyici hizmetler arka plana itilmektedir.
Asıl Sorundan Uzaklaşma: Polis sayısını artırmak veya sert önlemler almak, olay olduktan sonraki bir müdahaledir. Oysa asıl ihtiyaç duyulan şey; risk sinyallerini önceden görmek, şiddet dilini temizlemek ve silaha erişimi engellemektir.
3. Toplumsal Kırılganlık ve Cezasızlık Algısı
Türkiye’deki şiddet sarmalını besleyen temel unsurlardan biri “kamusal cezasızlık” algısıdır. Hablemitoğlu, hukukun araçsallaştırıldığı bir dönemde şiddetin normalleştiğini ve sürdürülebilir hale geldiğini savunmaktadır.
Mafyatik Öykünme: Amin Maalouf’un “Bir mahallede en çok öykünülen kişi mafya babasıysa, o gençlerle işiniz çok zordur” tespiti, günümüz Türkiye’sinin gerçeği haline gelmiştir. Gençler, “bana bir şey olmaz, arkamda güçlü adamlar var” algısıyla şiddete teşvik edilmektedir.
Makro Sistemlerin Etkisi: Politik iklim, medyanın dili ve kültürel değerler (makrosistem), çocukların dünyayı görme biçimini doğrudan etkilemektedir. Sürekli bir gerilim, çatışma ve kutuplaşma içinde büyüyen çocuklar, dünyayı bir mücadele ve bastırma alanı olarak kodlamaktadır.
Ekonomik ve Sosyal Baskılar: İşsizlik, yoksulluk ve gelecek güvencesizliği gençleri aşırı derecede kırılgan hale getirmekte ve onları radikalleşmeye açık kılmaktadır.
4. Değerler Eğitiminin Krizi ve Ahlaki Muhakeme
Okullarda verilen “değerler eğitimi”nin içeriği ile biçimi arasındaki kopukluk, şiddet olaylarının temelindeki ahlaki erozyonu açıklamaktadır. Hablemitoğlu, ahlaki gelişimin sadece “kural ezberlemek” veya “dindarlık” ile eşdeğer olmadığını savunmaktadır.
Dindarlık ve Ahlak Ayrımı: Tek başına dindarlık, ahlaki gelişimin garantisi değildir. Bir çocuğun etik kapasitesi kurduğu ilişkiler, gördüğü örnekler ve yaşadığı deneyimler üzerinden gelişir.
Ahlaki Gelişim Basamakları: Gençlerin büyük bir kısmı ahlaki muhakemenin en alt düzeyinde kalmıştır; yani eylemlerini ilke ve empatiye göre değil, “ceza ve çıkar hesabına” göre şekillendirmektedirler.
Ötekileştirme: Eğer ahlaki gelişim sekteye uğrarsa, “öteki” bir insan olarak değil, öfkenin nesnesi olarak görülmeye başlanır. Başkasının canını, korkusunu ve hakkını ahlaki bir gerçeklik olarak benimsememe hali, bugün yaşadığımız şiddetin en korkutucu boyutudur.
Manevi Rehberlik Yanılgısı: Okullara gönderilen “manevi rehberlerin” sosyal hizmet uzmanlığı ve birey odaklı yaklaşım yerine sadece belirli bir ideolojik çerçeveyi sunması, ötekileştirmeyi daha da beslemektedir.
5. Dijital Radikalleşme: “Insel” Kültürü ve “Copycat” Etkisi
Sosyal medyadaki karanlık alt kültürler, şiddeti estetikleştirerek gençler arasında bir kimlik inşası aracı haline getirmektedir.
Insel ve Mizantropi: “Insel” (istemsiz bekarlar) ve “mizantropi” (insanlıktan nefret etme) gibi kavramlar, sadece dijital birer terim değil, değersizlik duygusunun yıkıcı bir kimlikle telafi edilmesidir. Ancak her okul saldırganını ezbere bir şekilde “insel” olarak etiketlemek de bir başka bilgi eksikliğidir.
Taklit (Copycat) Etkisi: Gençler, geçmişteki saldırganları (örneğin Elliot Rodger gibi figürleri) incelemekte, onları birer idol haline getirmekte ve kendi hikayelerini bu şiddet modelleriyle ilişkilendirmektedirler.
Duygusal Boşluk: Aileler çocuklarının maddi ve performans odaklı ihtiyaçlarına (sınav başarısı vb.) odaklansa da, çocukların “bağlanma, sınır konma, şefkat ve güvende olma” gibi temel duygusal ihtiyaçları karşılanmamaktadır. Bu boşluğu ise dijital radikalleşme alanları doldurmaktadır.
6. Sistemik Çözüm: Okul Sosyal Hizmeti
Hablemitoğlu, olaylar olduktan sonra verilen tepkilerin anlamsızlığına değinerek “okul sosyal hizmeti” sisteminin acilen kurulması gerektiğini belirtmektedir.
- Kopuk Bağlar: Mevcut rehberlik birimleri sınav stresine sıkışmış durumdadır. Oysa okul, aile ve çocuk arasındaki kopukluğu giderecek, risk sinyallerini fark edecek sosyal hizmet mezunlarına ihtiyaç vardır.
- Dolaşamayan Duygular: Çocuk okulda zorbalığa uğradığında bunu eve anlatamamakta, evdeki gerilimi ise okul fark etmemektedir. Dolaşımını yitiren duygular, sonunda yıkıcı bir yöne evrilmektedir.
7. Yasın Adaleti ve Toplumsal Onarım
Şiddet olaylarının ardından sadece öfke değil, aynı zamanda çok katmanlı bir yas süreci kalmaktadır. Hablemitoğlu, toplumun bir “yas rejimi” olduğunu ve hangi kaybın daha makbul görüldüğüne dair adaletsizlikler yaşandığını belirtmektedir.
- Çakışan Yaslar: Bir tarafta evladını kaybeden aileler ve korumaya çalıştığı öğrencisi için can veren öğretmenler, diğer tarafta ise saldırgan çocukların aileleri ve bu travmaya tanık olan tüm toplum vardır.
- Faili Şeytanlaştırmadan Yüzleşmek: Toplumun kendini onarabilmesi için faili şeytanlaştırmadan, tüm tarafların yasını tanıyan bir “yas adaleti”ne ihtiyaç vardır. Eğer yasta bile adaletsizlik varsa, o toplumun kendini iyileştirme kapasitesi kalmaz.
Sonuç: Kurtuluş Yok Tek Başına
Okullardaki şiddet, sadece eğitim sisteminin değil, tüm makro sistemlerin (hukuk, ekonomi, siyaset, medya) bir sonucudur. Bu karanlık tablodan çıkışın yolu, güvenlikçi politikalara sığınmak veya olayları münferitleştirmek değil; dayanışma, açık iletişim ve insanı odağa alan sistemik reformlardır.
Dr. Şengül Hablemitoğlu’nun da belirttiği gibi, “açık açık konuşmaktan korktuğumuz” her an, bu şiddet sarmalını beslemeye devam etmekteyiz. Çözüm; çocukların duygularına yer açan, adaleti tesis eden ve şiddeti bir “normal” olmaktan çıkaran toplumsal bir iradededir.
Ünsal ÜNLÜ kimdir?
22 Ocak 1970’de Ankara’da doğdu. 1982 yılında Radyo Çocuk Saati’nde başladığı yayıncılık hayatına 1990 yılından itibaren haberci olarak devam etti.
Aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (Mülkiye) İktisat bölümünden mezun oldu. TRT, CTV, NTV ve Habertürk televizyonlarında; spiker, muhabir, editör ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulundu.
Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından 2005’de Yılın TV Haberi, 2013’de Yılın Radyo Programı, 2016’da Yılın TV Programı dallarında ödüllendirildi. 2019 yılında da İzmir Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü’ne değer görüldü.

Ünsal ÜNLÜ
Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU kimdir?
Akademisyen, yazar, Prof. Dr. Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü Kurucu Direktörü. 25 Eylül 1965, Ankara doğumlu. Ankara’da bir suikast sonucu öldürülen Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu ile evliydi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1986 yılında Ankara Üniversitesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Aile ve Tüketici Bilimleri Anabilim Dalında “Farklı Sosyo-Ekonomik Düzeydeki Yaşlı Kadınların Ekonomiye Yönelik Tutumları ve Tüketim Davranışları” başlıklı tezi ile 1989 yılında yüksek lisansını, yüksek lisansını, “Kırsal Ailede Kadının İş Modelleri ve Kararlara Katılımı” başlıklı tez çalışmasıyla da 1996 yılında doktorasını tamamladı. 1997 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Sosyal Bilimlerde Doktora Sonrası Yurtdışı Araştırma Bursu ile gittiği ABD’de Purdue Üniversitesi Kadın Çalışmaları Programı’nda konuk öğretim üyesi olarak araştırmalar yaptı. 1998 yılında Üniversite Doçenti ve 2005 yılında Profesör oldu, bu dönemde Ankara Üniversitesi’nde çeşitli yönetim görevlerinde bulundu.

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, Mayıs 2008 yılında Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü’nün kuruluşunda görev aldı ve Bölüm Başkanlığı’na atandı. Kasım 2008-Şubat 2015 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Dekanlık görevi yapan Prof. Dr. Hablemitoğlu, son yıllarda aile danışmanlığı yapmaya başladı.
Bu alanda öncelikle Utrecht Üniversitesi’nde 2010 yılında ‘’Aile İlişkileri’’, Nue Ulm Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde 2011 yılında ‘’Yasla Başa Çıkma ve Yas Danışmanlığı’’ sertifika eğitimlerini tamamladı. Ayrıca 2012 yılında Milli Eğitim Bakanlığı onaylı ‘’Aile Danışmanlığı Yetkinliği Sertifikası’’’ aldı. Ankara Üniversitesi Aile Danışmanlığı ve Sosyal Hizmet Anabilim Dallarında yüksek lisans ve doktora derslerini yürüttü.
Mayıs 2015’de bağımsız bir kuruluş olan Prof. Dr. Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü’nü kurdu ve faaliyetlerini burada sürdürmeye başladı. Enstitünün çalışmaları kapsamında, çeşitli özel, kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen aile danışmanlığı eğitim programlarını planlayarak eğitmenlik yapmaktadır.
Ayrıca, özel ve kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik bireysel ve kurumsal gelişim odaklı modüler eğitim programları, workshoplar düzenlemekte, aile danışmanlığı, etkili ebeveyn uygulamaları eğitimleriyle yas danışmanlığı seminerleri vermektedir. BETED (Bireysel ve Evlilik Terapileri Derneği) gönüllüsüdür, aile danışmanlığı programlarının hazırlanmasına ve sürdürülmesine destek olmaktadır.
Söyleşi:
