21.09.2021
Kiper: Yamuk Duruş’un Soyut Kavramlar Oturumunda bu akşam “Cehalet” kavramını ele alacağız. “Cehalet nedir, sizin için cehalet nedir?”
Seda: Benim için cehalet, en temel anlamıyla gözün gördüğü gerçeği inkâr etmektir.
Ömer: Sokrates’in felsefesine göre bilge kişi ne bilmediğini bilirken; cahil kişi ne bilmediğinin bile farkında değildir.

Hasan: Karşımızda dahi olsa deneyimleyemediğimiz o boşluk hissi cehalettir; bazen bilgiye ulaşmaya çalışırız ancak bilgiye ulaştığımızda onu içselleştirememek bu sorunu teşkil eder.
Kiper: Cesaretle gelen ve ne bilmediğini bilmeme durumunda gerçekleşene de “cehalet” diyebilir miyiz?
Hasan: Cahil olan kişide gerçek bir cesaret bulunmaz; her türlü aksiyon içinde olmaları kabul edilebilir görünse de bu durum aslında cesaretten ziyade yönetilebilir olmaya daha yakındır.
Kiper: Günlük kullanımda “cehalet” bir durumu, “cahil” ise kişiyi ifade eder; bu iki kavram arasındaki farkı belirginleştirmeliyiz.
Ömer: Cahil, Sokrates’in ne bilmediğimi bilmiyorum sözünün aksi gibidir, ne bilmediğini bilmeyendir.
Uhri: Bilmediğinin farkında olmayana cahil diyebiliriz ancak cehalet, bilginin kitleselleşerek reddedilmesi ve tamamen kazınmaya çalışılmasıdır; bu durum aynı zamanda kitlesel bir eylem haline getirilmiş bilgiyi küçümseme durumudur.
Burak: Bir insanın temel olarak neleri bilmesi gerekiyor?
Uhri: Totaliter rejimler bilgiyi küçümser; bu bağlamda cehalet aslında bilgi eksikliğiyle değil, soru sorma yetisinin kaybıyla ilgilidir.

Başak: Bilginin sadece zihinde kalması ve davranışa dönüşmemesi, insanın eylemlerine yansımaması bir cehalet göstergesidir.
Meltem: Arapça kökenli cahil, cahiliye ve cühela kavramları arasındaki anlamsal farklar incelenmelidir. Biz cahil derken karşımızdakinin hal ve hareketlerinin zararlı veya kötü olduğundan bahsediyoruz.
Kiper: İnsan öğrendikçe daha çok cahilleşiyor desem, ne düşünürsünüz?
Atasan: Cahilliğinin farkına varan bir öğrenciye kızamayız. Hatta öğrenci başta bilgilendikçe konuşmaya dahi çekingen hale gelebilir. Daha da fazla öğrendikçe ve farkındalığı arttıkça artık üretkenliğin azalıp cesaretin arttığı bir dengeye gelir.
Kiper: Bir konunun bilgisizi olmakla cahili olmak aynı şey mi?
Uhri: Bilgisizlik nedeniyle bir insanı suçlayabilir veya kabullenebilirsiniz ancak cehalet insanın kendi tercihiyle ilgilidir.
Erkan: Mevlana’nın “haddini bilmek” kavramında olduğu gibi; acaba insan öğrendikçe aslında ne kadar cahil olduğunu mu fark eder? Hepimizde çeşitli cehaletler mevcuttur; gerçeği yok saymak ve göz ardı etmek bizi bu alanda cahil yapar, bu noktada alçak gönüllülük vasfı önemlidir.

Mehmet Yılmaz: Saatlerce şiir okuyacak kadar donanımlı görünen bir kişi bile, gözle görülebilen somut bir gerçeği direnç göstererek reddediyorsa cahildir. Cehaletin düzeltilip düzeltilemeyeceğine de bakmak gerekir zira benim kanım cehaletin taştan öte bir şey olduğu yönündedir.
Kiper: Cehalet ile inatlaşma arasında doğrudan bir bağ var mıdır? Yine cehaletle görgüsüzlük arasında bir korelasyon kurulabilir mi?
Mehmet Ali: Cehaletin temelinde değişime karşı gösterilen direnç yatar.
Uhri: Cahilce sayılabilecek bir tutum içine girdiğimiz bir alan olarak takipçisi olunan akımlar düşünülebilinir (-izm lerden bahsediyor). Bir akımın takipçisiyseniz, tutarlı kalabilmek adına görmezden gelme, yok sayma ve küçümseme gibi tutumlar, davranışlar sergileyebilirsiniz.
Bu bağlamda kavramın tutuculuk kavramıyla da yakinen ilişkili olduğunu düşünüyorum.
Cehalet Nedir?
Kiper: Az bilgisiyle, o konunun gerçek uzmanıyla tartışmaya giren kişiye de cahil mi diyoruz?
Tunç: Günümüzdeki aşı karşıtlığı gibi örnekler üzerinden, bilginin kitlesel reddini “çoğulcu cehalet” kavramı içerisinde değerlendirmeli miyiz?
Kiper: Cehaletin bu örnekte, bilimden ziyade hukukla inatlaşmak olduğunu düşünüyorum. Aşı karşıtlığı kimliği tanımlamayı ve bunu kaşımayı veya etiketlemeyi de doğru bulmuyorum neticede beden bütünlüğü kişinin kendi kararıdır.

Hasan: Bilgi edinme yöntemleri üzerine yeniden düşünmeli ve okumalıyız çünkü farkında olmadığımız körlüklere sahibiz. Eğitim sistemi ve dışarıdan kendi çabamızla öğrenme devam ederken doğadan ve birbirimizden öğrenme pratiğimiz koptuğu için günümüzde ciddi bir cehalet yaşanmaktadır.
Doğada nasıl hayatta kalacağını bilmeyince diğer bildiklerin kimi durumlarda önemini yitirebiliyor.
Berkay: Cehaletten kurtulmanın ilk adımı, kişinin kendi cahilliğini kabul etmesidir; zira sonsuz evrende bilgi de sonsuzdur.
Kiper: Kişinin kimi alanlardaki yeterliliğini/yetkinliğini ölçemeyebiliyoruz. Bilgi sahibi birinin, bilgi içinden mi yoksa cehalet içinden mi hareket ettiğini nasıl ayırt edeceğiz?
Erkan: Cehalet, sağlaması kolay yapılabilen bir kavram değil. Perspektife göre değişen bir durumdur; aşı olanlar ve karşıtları gibi gruplar kendi pencerelerinden baktıklarında karşı tarafı cahillikle suçlayabilir, bu yüzden kesin bir tespit yapmak zordur.
Kiper: Geçmişe bakıp yorum yapmak kolaydır ancak günlük hayatta cehalet kavramını tanımlamak zor. Buna rağmen bu kavramı acaba çok mu kolay kullanıyoruz?
Uhri: Cehalet aslında “öğrenen” kişi için kullanılan bir tutumdur; eğer kişi bu durumun farkındaysa ve yine de reddediyorsa bu onu daha da cahil kılar. Bu bağlamda cehaletin içinde ahlaki bir tutum olduğunu da söyleyebiliriz.
Oli: Cehalet, hakkında hiçbir kanıt bulunmayan düşüncelere sahip olmaktır; bu temelsiz düşünceler insanın sırtına saplanan bir yük gibidir.

Burak: Cahiliye Dönemi diye tarihte tanımlanan bir dönem var. Bu dönemde hiç mi bilinen bir şey yoktu?
Meltem: Cehaletin erdemli ve fayda sağlayan versiyonları da olabilir; bu bir bilgisizlik dönemi değil, kişinin kendini kurgulama biçimidir.
Kiper: Kapitalizm için bilgi güçtür; bu bağlamın dışına çıkmak, bilginin güç olmadığını söylemek cahillik midir?
Taylan: Amerikan psikologlarının da tartıştığı gibi “cehalet mutluluktur” önermesi üzerine düşünülmelidir.
Burak: Toplumda sıkça bahsi geçen “okumuş cahil” tam olarak nedir?
Ferda: Cehalet bilgisizlikten farklıdır; insanlar onlara ne verilirse onu alırlar. Cehalet, bir bilgiyi kanıksayıp dünya değişirken o bilgiye sıkı sıkı sarılmaktır. Bilginin yanlışlanabilir olduğunu görmezden gelmektir.
Onur: Bilim şüpheciliğe dayanır ve bir bilim insanı da cahil olabilir; cehaletin en büyük sorunu ise her şeyi doğru kabul edip şüphe etmeyi bırakmaktır.
Kiper: Bu cehalet durumuyla toplumsal olarak nasıl baş edeceğiz ve neleri değiştirebileceğiz?
Onur: Bilim dünyası bu “cehalet” durumunu gidermek için yol gösterici olacaktır.
Mehmet: İnsanın kendi cehaletiyle yüzleşmesi en zor eylemdir ve bu yüzleşme gerçekleşmediğinde aydınlanma engellenir.
Cehaletin normalleştiği toplumlarda, insanların sürekli deneme yanılma içinde bocaladığını görüyoruz.

İnsan kendini tanımadığı veya kendinin farkında olmadığı için yanılabilir. Aydınlanmanın temeli, erdemli bir inşa süreci ve sorumluluk bilinci gerektirir; kişi kendini tanımadığında bu süreçte yenilebilir.
Eyüp: Cehaleti bilgiden bihaber olmak ya da öğrenmeyi durdurmak olarak görüyorum. Kişi kendi cehaletinin farkına varmak istemediği için öğrenmeyi durdurur. Cahilliğinin farkında olan kişi içinse durum aslında daha pozitiftir. Cahilliğinin farkında olanın öğrenmek için bir fırsatı olduğunu düşünüyorum.
Erkan: Cehalete karşı toplumsal bir enerji biriktiği sanılsa da, asıl konu kritik ve analitik düşünce eksikliğidir; bu süreç bir miktar bilgelik içerir.
Mehmet Yılmaz: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” eserinde belirttiği gibi; teknoloji öylesine hızlı ilerliyor ki halkın bunun gerisinde kalması bir tür cehalet doğuruyor.
Ayda: Sanat, mesajı ve bıraktığı boşluklarla insanı sorgulatırken; felsefe her alanda hayret uyandırarak evrensel bir merak ve sorgulama sağlar. Cehaletin ortadan kalkması için sanat ve bilim kadar felsefeye de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

