345. Oturum: Makbul Nedir?

Makbul Nedir

09.04.2026

Kiper: Soyut Kavramlar Oturumlarının 345.’sini gerçekleştirdiğimiz bu akşamki buluşmamızda “Makbul” kavramını ele alacağız. Umarım keyfiniz yerindedir, herkes için her şey olabildiğince yolundadır. Makbul nedir, sizin için makbul nedir?”

Enginay: Arapça “kabul” (KBL) kökünden geliyor; dilimize girerken pek anlam kaymasına uğramamış gibi görünüyor. Geçerli, olumlu karşılanan, beğenilen demektir.

Toplumun yani kalabalığın algısından bahsediyoruz. Hediyeden, söze kadar insanın kendisi dışında hemen her şey için yapılabilen bir tanımlamadan bahsediyoruz.

Hasan: Dönemsel ve/ya zamansal bir kavramdan bahsediyoruz. Bugün makbul sayılanlar gelecekte makbul sayılacak mı bilmiyorum. Kültürle de değişiyor; bu coğrafya için makbul olan, birkaç yüz kilometre ötede olmayabilir. Zamana ve zamanın ruhuna uygun bir çerçeveye makbul diyoruz.

Makbul Nedir?Oturum Notları

Ahmet: Zamanın ruhuyla (Zeitgeist) alakalı bir kavram. Mekâna ve zamana özgü kabul edilmiş şeylerin toplamıdır. Fizikteki “zamanın oku” gibi makbul de zamanın ruhunun yöneldiği ok gibidir. Kıble (KBL) kökeninden gelir, yani yönelilen yerdir. Diğer seçeneklere göre bu makbuldür; bir karşılaştırma ve eğilim vardır.

Kiper: Bahsettiğin yönelme hali evrensel mi yoksa yerel mi?

Ahmet: Ev içinde bile kurallar vardır; kimi evlere sağ ayakla girmek makbuldür. Bu çerçeveyi genişletebiliriz; dünyada makbul olan bir şey başka bir galakside (Andromeda) hakaret sayılabilir.

Petek: Geçerli, kabul edilebilir, beğenilen, hoş karşılanan, rağbet gören anlamlarını barındıran ve bulunduğunuz yerdeki değerlerle şekillenen bir kavramdan bahsediyoruz. Zamandan ziyade olduğun yerdeki değerlerle şekillenen bir yapıdır.

Kiper: Popüler olan mı makbuldür ya da makbul olan mı popülerdir?

Petek: Hayır, her popüler olan kabul edilebilir değildir. Makbulde bir memnuniyet durumu vardır. Popülerlikte kimi zaman kadrajın dışına çıkmak yani bir ayrışma gerekirken, makbulde bir uzlaşma noktası vardır.

Kiper: Bir topluluğun dışardan belirlediği kıstaslarmış gibi konuşuyoruz. Kişinin kendisi için belirlediği makbul olan veya makbul olmayan ayrımı yok mu?

Enginay: Bence yaşadığımız dönemde dışarı doğru çalışıyor. Yani referanslar dışarıdan geliyor gibi geliyor. Ama herkesin kendine özgü başka kabullerinin, makbullerinin olduğunu da düşünüyorum.

Ben makbulü, insanların sorumluluklarını yerine getirdiği, herkesin işine elinden geldiği kadar iyi yaptığı bir yer olarak hayal ediyorum. Herkesin makbulü var ama çoğunlukla güdülüyoruz gibi geliyor.

Kiper: Birileri her kavram için makbul tanımı yapıyor ve bizler de o tanım içinde mi hareket ediyoruz?

Makbul nedir ? Sohbet Kutusu

Ahmet: Birilerinin gütmesi var; “zamanın ruhunu birileri (medya, moda, trend setterlar) belirliyor” derler. Bütün insanlık güdülüyor fikrine karşıyım, o zaman insan değil robot oluruz.

Rap müzik örneğindeki gibi; birileri düğmeye bastığı için değil, zamanın ruhu (Z kuşağı) uygun olduğu için popüler olur. Bu toplumsal bir mutabakat ve rıza ürünüdür.

Kiper: Makbul, kavramsal olarak rızadan önce duruyor sanki. Rıza oturumunu konuşurken rızanın üretebilen bir kavram olduğunu konuşmuştuk.   

İçine doğduğumuz kültür bize makbulü söylüyor, basmakalıplarla da (örneğin; evine ekmek getiren erkeğin makbul erkek oluşu) bu makul algısını derinleştiriyoruz gibi duruyor. Ne dersin, me düşünürsün?

Ahmet: Doğru, kavramı çevreden bağımsız düşünemeyiz.  fakat tek bir kişi bile bu genel geçer şeylerin dışına çıkıyorsa denklem bozuluyordur. İnsanın özgür ve özgün düşünceleri olabilir; insanlar robot değildir.

Petek: Trump çok popüler ama makbul müdür?

Kiper: Trump örneği üzerinden düşünürsem Trump evliya gibi adam. Konfor alanının nasıl bir illüzyon olduğunu ve statükonun nasıl parçalanabileceğini dünyaya yaşattı.

Yaptıklarını onaylıyorum anlamında söylemiyorum hatta makul da bulmuyorum ancak insanlığın gidişatını değiştirmek için makbul bir şans olduğunu düşünüyorum.  

Ahmet: Trump, “Benim en büyük gücüm öngörülemez olmam (belirsizliğim)” demişti.

Kiper: Her şeyi rasyonel bir akılla değerlendiriyoruz. O yüzden herhangi bir şeyin makbul olup olmadığını söyleme konusunda düşünüp duruyoruz. Sonra karşımıza dünyanın en saçma sapan insanı çıkıyor ve bizim makbul dediğimiz ya da makbul bildiğimiz bütün değerler altüst oluyor.

Yaptıklarının tamamına karşıyım ama insanlığın bundan ders alması makbul olur. Acaba makbul, insanın her şeyi rasyonel akılla değerlendirmesinin bir sonucu olabilir mi?

Hasan: Bana akılla kavramız değil de ama bir algıyla kavramamızla ilintili gibi geliyor.Eleştirel aklın süzgecinden geçirmeden, onay ihtiyacıyla bize sunulan hazır şablonları alıp üzerimize giyiyoruz.

Sosyal bir kümeye (onay görebileceğimiz bir gruba) girme ihtiyacımız varsa o makbulün içine girmeye çalışıyoruz.

Kiper: Bu durumda makbulün “vasattan” ne farkı var?

Hasan: Vasat dışarıdan yüklediğimiz, içeriğin kalitesine dair değerlendirme içeren bir şeydir.

Bizim içeriğindeki kaliteden bağımsız ve kendi öznel değerlendirmemize de çoğu zaman aykırı düşse bile hazır kalıp olarak kabul ettiğimiz veya etmek zorunda kaldığımız o kıyafetin içine giriyorsak makbulden söz ediyoruz.

O kıyafeti giyip bir “persona” (maskelenmiş hal) yaratıyoruz. Bu bir tür ikiyüzlülüğün maskelenmiş halidir. Ait olduğun grubun (İslamcı, Milliyetçi, Atatürkçü vb.) kabulleri sana reçete olarak veriliyor ve sen ona uygun davranıyorsun.

Mahmut: Makbul bir çorap markasıdır; işte bu vasat olandır. Sosyolojik olarak kabul-ret sınırlarının esnek olduğu bir kavramdır. Kimyadaki “normal şartlar” (NŞA) gibi değil, toleransları olan “makbul şartlar” vardır.

Zamanla ve gelişimle ilişkilidir. Çocukların reklam izlemesi (hızlı görüntü ve değişkenler) onların ilerideki makbullerini belirleyecek.

Bizim jenerasyonun makbul kabul ettikleriyle bugünkü gençlerin makbul kabul ettikleri de aynı değil. Zaten aynı olması da beklenemez.

Sosyal komplikasyonlar makbulü değiştirir.

Kiper: Makbulü bir kenara bırakıp hayatımıza devam edemez miyiz? Bu kavramı hayatımızdan çıkaramaz mıyız?

Ferda: Makbulü hayatımızdan çıkarırsak güvende olmayız.  Makbul olduğumuz zaman ancak özgürlüğü güvenlik için takas edebiliyoruz.

Makbul bir mezar taşı gibidir; “falliktir” ve etrafında dik duran başka bir şey istemez. Ben ayaktayken dikenliyken enerjikken pürüzlüyken kimse bana makbul demez, ne zaman o dar kalıba (tabuta) girersem o zaman makbul olurum.

Durmayı öğrence alnıma o mührü yapıştırırlar ve ben mezar taşımı kazanırım. Şahsiyetin canlılığını verip toplumsal bir mezar yeri satın alıyorum; makbul olmak için aslında ölüm ilanımı veriyorum.

Makbul Nedir?

Ayda: Felsefede makul kuramlar var ama makbul kavramını bilmiyorum. Makbul bence mutfaktaki “sarı bezdir”.

Kiper: Nedir bu makbul, neyi gizler? Cuma Robinson için makbul bir adam mıdır? Ne dersin ne düşünürsün?

Uhri: Hepimizin üstlendiği, üstlenmek zorunda olduğu bize biçilen sosyal roller (işçi, ebeveyn, şoför vs.) var. Oynamak zorunda olduğumuz bu sosyal rollerle, üzerimize yapıştırılan etiketlerin uyumlu olup olmamasını konuşuyoruz. Uyumluysa makbul diyoruz. Uyumlu değilse makbul değil diyoruz.

Sadece kimliği oluşturan içsel ve dışsal parçanın birbiriyle uyumlu olup olmadığını konuşuyoruz. Bu kavramı da onun için kullanıyoruz. Buna o yüzden ihtiyacımız var.

Etiketlerimizle kimliklerimiz arasındaki uyum ya da uyumsuzluk diye düşünüyorum.

Kiper: Babalık hormonal değil, öğrenilen bir şeydir. Toplumun “makbul baba” figürüyle senin öğrendiklerin eşleşiyorsa makbul mü oluyorsun?

Uhri: İnsan önce kimliktir (en dıştaki matruşka), sonra kişilik, sonra kendinsin. En dışta vitrine koyduğumuz ve gösterdiğimiz dışarıdan bizi nasıl gördükleriyle uğraştığımız o hayatımızın neredeyse %90’ını harcadığımız o kimliği inşa ederken üzerimize yapıştırılan etiketlerle o kimlik arasındaki uyum ya da uyumsuzluğu da konuşuyoruz.

Ahmet: İşin içinde kabul görmek var. Kavramın o kadar sert olduğunu düşünmüyorum, daha çok “tavsiye” niteliğindedir. Kahvenin yanına lokum koymak veya kız istemeye çikolata götürmek makbuldür; yapmazsanız aforoz edilmezsiniz ama uygun davranış budur.

Sokakta “usturuplu” giyinmek makbuldür. O nedenle özetle makbulün, bir tavsiye niteliğinde olduğunu ve kırmanın nispeten kolay olduğunu düşünüyorum.

Uhri: Biz aslında yabancılaşmayı konuşuyor olabilir miyiz? Gregor Samsa hamam böceğine dönüşmeden önce makbuldü. Vladimir ve Estragon (Godot’yu Beklerken) bekledikleri için makbuldüler; onlara verilen sosyal rolle uyumluydular.

Böyle bakınca biz makbul sözcüğüyle aslında yabancılaşma diye dışarıdan görünen şeyin içeridekini mi konuşuyoruz? Ne dersiniz?

Ahmet: Ben bu açıdan düşünmemiştim. Doğru; çünkü makbul olmadığında hakikaten bir yabancılaşma oluyor. O kabul gören davranış modellerini yapmadığın zaman hakikaten bir hamam böceğine dönüşebiliyorsun.

Enginay: Makbul oldukları için Vladimir ve Estragon, Godot’yu Bekler. Godot’yu Beklerken makbul olduğu için biz o oyunun izleyicisiyiz.

Hasan: Makbulün kabulle bir ilişkisi var. Makbulün dışına çıktığınızda “aforoz edilme” ihtimali başlıyor. Sonuçları olan, eylemsel sonuçları olan bir kavramı konuşuyoruz.

Birinin çocuk gibi coşmasına “yaşına göre davran” denmesi bir yargıdır. Makbul çerçevesinin dışındaysanız sizinle kurulan ilişki düzeyi değişir; kendinizi katrana ve tüye bulanmış bulursunuz.

Ramazan’da oruç tutmamak makbul değildir; “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” gibi görülür, bu toplumda makbul olmayan davranışlar için toleranslı değiliz.

Kiper: Makbul davranışla ilgili yakın zamanda duyduğumuz cümleleri hatırlayalım. “Hamile kadının dışarıda gezmesi makbul değildir.”, “Sokakta kahkaha atmak makbul değildir.”, “CHP zihniyeti makbul muhalefet yapmıyor, makbul olursa halktan teveccüh görür.”. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bir de sistemde gücün yanına sıralandığınız zaman otomatikman makbul oluyorsunuz. El üzerinde tutuluyorsunuz ve bir zümre tarafından kabul görüyorsunuz. Makbul olan bir oyuncu olmak ister misin Enginay?

Enginay: Her yerde geçer akçe olmak istiyorum. Ben de makbul olmak istiyorum. (ironi) Makbul olmak tabii pek çok olayı beraberinde getiriyor, neye makbul dendiği meselesi, belki işi kritik noktaya bir taşıyor olabilir diye düşünüyorum.

Vitrine koyduğumuzu söylediğimiz tarafımız günümüzde artık imaj meselesi olarak adlandırılıyor ve imaj her şeydir, susuzluk hiçbir şeydir. Yine bu imajın geçerliğinin günümüzde çok hızlı değiştiğini düşünüyorum.

Kiper: 60’larda şu makbuldü. Şimdi bu makbul. Dolayısıyla hani o aradaki fark bize ne kadar değiştiğimizi, dönüştüğümüzü ya da yozlaştığımızı gösteriyor olabilir mi?

Ferda: Olabilir ama öyle olsaydı Dostoyevski “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” demezdi. Akaki Akakiyeviç o şahsiyete bürünmeyi reddetti. Dikey duranlar o kefeni (makbulü) giymeyi reddeder

Mahmut: Belirleyici alanın (kamusal alanın beklentilerinin) haricinde olursan makbul olmazsın. Ama bu kavram matematik gibi değil, daha elastiktir.

Uhri: “Makbule” isminin kadınlara verilmesi, kadınlara giydirilen bir deli gömleği mi? Bu makbule ismini bu kadar kullanıyor olmamız kadınlar üzerindeki daha da belirgin bir baskı unsurunu da mı işaret ediyor?

Ahmet: Kadınlar üzerine kurulmuş bir tahakkümü var. Köy yerinde “kadınların şu hareketi yapması makbuldür” gibi cümleler bir baskı aracıdır.

Ferda: Makbul, eril dünyanın kabul ve onay merkezidir. Kadın orada onay görülmesi gereken ontolojik bir varlık gibi temsil ediliyor. Makbule deyince şey gibi hani kader önceden belirlenmiş, yaftası boynuna asılmış bir varlık olarak, birey olarak görünüyor.

Kiper: Sanatçı olmak için yani ressam olmak için ya da işte ne bileyim heykel tıraş olmak için makbul olan erkek olmak mıdır?

Ferda: Makbul sayacı, eril hegemonyanın elinde. Biz geçemiyoruz, sayaç bize atmıyor.

Hasan: İş hayatında da kadınlar erkeklerle aynı kariyer basamaklarından çıkmak için herhalde en az %50 daha fazla çalışmak ve daha donanımlı olmak zorundalar. Orada bile çok dezavantajlı durumdalar gibi geliyor. Yani maalesef şu andaki dünyanın veya insanlığın kadınları dezavantajlı erkekleri avantajlı durumda tutuyor. Eril bir medeniyet yarattık.

Ferda: Buna literatürde  “Matilda Etkisi” deniyor. Eş rolünü oynarken emek görünmez oluyor. Einstein’ın eşi Mileva Marić de fizik eğitimi almıştı ama biz sadece Einstein’ı biliyoruz. Arkada kalırsak (görünmez olursak) makbul oluyoruz.

Ferda: Buna literatürde “Matilda Etkisi” deniyor. Eş rolünü oynarken emek görünmez oluyor. Einstein’ın eşi Mileva da fizik eğitimi almıştı ama biz sadece Einstein’ı biliyoruz. Arkada kalırsak (görünmez olursak) makbul oluyoruz.

Tunç: Makbul olmama durumundan sonra ne yapılıyor? Benim kendimi, affettirmem için ne yapmam gerekiyor bu durumda?

Ahmet: Sen bir şey yapmıyorsun, biz makbul bulmayanlar olarak kınayıp dedikodusunu yapıyoruz. (ironi)

Yorum bırakın