16.01.2022 – 01.02.2022
Soru: Bugün ve sonraki iki oturumda “Zaman” kavramını konuşacağız. “Zaman nedir, sizin için zaman nedir?”
Tunç: Muhatap olduğumuz, akıp gidin bir süre, zaman hep vardı. İnsanla bir anlam kazandı. Dünyaya ait olan bir kavram. Evrene alt bir kavramdır.
Hatice: O mu benden geçiyor, ben mi ondan geçiyorum, bilmiyorum. İyi kullanılması gereken, yol tanımı. Ziyan edilmemesi gerekiyor. Farkında olmadığım yaşamsal süreç.
Mustafa: Değişimin bir ölçüsü, metafiziğin sorusudur. Felsefenin en temel konusudur. Zaman akmakta mıdır? 20. Yüzyıldan sonra, psikolojik, kozmolojik, biyolojik zaman tanımları hayatımıza girdi. Albert Einstein, zamanın göreceliliğini tanımladı. Elinizi yanan bir sobanın üstüne koyarsanız birkaç saniye çok uzun gelir, sevdiğiniz birinin yanında saatler dakikalar gibi geçer bu aynı zamanda psikolojik zaman algımızı da tanımlıyor. McTaggart, zamanı A ve B serisi olarak iki ayırıp ele almayı tercih etmiştir.
Mehmet: Aklıma “Karlar düşer düşer ağlarım” sözleri olan şarkı geliyor. Yekpare, dümdüz bir zaman yok. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın” şiiri ile Yahya Kemal Beyatlı’nın “Yol Düşüncesi” şiirleri geliyor. Zaman insanı yıpratıyor.
Uhri: Zamanın öznel yanı, nesnel yanı, algı yanı, ölçülebilen yanı vb. var. Aziz Augustinus, enteresan bir akıl yürütme yapar. “Geçmiş zamanın artık var olmadığını, Gelecek zamanın ise henüz var olmadığını, elimizde kalan tek zaman olarak şimdiki zamanın da boyutlarını belirleyemediğimiz için bilemeyeceğimizi belirtir ve zamanı anlatamam ama ne olduğunu biliyorum der.”
Zaman bir icat mı yoksa bir keşif mi? İnsan yokken var mıydı, yoksa bir araç olarak icat mı etti? Zaman, bence, ışık gibi ikili yapıya sahip. (Işığın hem foton hem dalga yapısına gönderme) Biraz var, biraz yok gibi…
Hasan: Daha öncesinde biriken bilgiden belki bir şey söyleyebiliriz. İnsanoğlu, kendine aiti kısıtlıklarını birçok yerde fark etmiş. Anlama, anlamlandırma olgusunda kısıtlarından kurtulmak ve/veya kolaylaştırmak için, zaman biraz icada benziyor.
İçindeki döngüyü fark edince yani döngüyü keşfedince, bir icatla bunu anlamaya/ anlamlandırmaya çalışmış gibi duruyor. Değişimi anlamak üzere, bir düzenle sıralama kolaycılığı keşfettikten sonra icat ettiğimizi düşünüyorum.
Ayda: Bir noktası ya da merkezi olmayan sonsuz gerçekliktir. İstediğiniz kadar noktalayıp iğneleyebilirsiniz, bu sadece algılarınızla alakalı olur.
Suat: Yaşlanma olarak algılanıyor. Ben maddesel/fizikle bakıyorum. Maddenin titreşimidir. Enerji ve maddenin hareketidir. Biz düşünmüyor olursak biz yokuz. Zaman tam olarak E=mc² Maddenin ışık hızında hareketi olan zaman başka bir bakış açısıyla yaşamlarımız. Kalp atış sayımız belli…
İbrahim: Saatin ölçtüğü şeydir. Zamanı çok karmaşık bir parametre olarak kullanıyoruz. Değişimin ölçü birimidir.

The circle of life – Purusha Geelen – Van De Graaf
Kiper: Zamandan mı yoksa kronoloji, yani olay sıralama biliminden mi bahsediyoruz? Ölçülebilir olduğunu söylüyoruz. Ölçüyor muyuz, tanımlıyor muyuz? 1 kg portakalı tekrar tekrar ölçebiliyoruz ama zamanı tekrar tekrar ölçebiliyor muyuz?
Hatice: Zamanından önce öten tavuğu öldürüyoruz. İşlevi doğru kullanmazsak onu iptal edebiliyoruz.
İhsan: Geçmişten geleceğe olan süreçtir. Bir şeylere yetişmek için bekliyorum. Beklediğim süre… Şimdi de yetişince çok çabuk tükendiğini anlıyorum.
Tuna: Fizikte, yolu hıza böldüğümüzde karşımıza zaman çıkıyor. Zamanı ölçebiliyoruz. Dünyanın yaşını ölçebiliyoruz.
Mehmet: Aklıma Murathan Mungan’ın Nilüfer şiiri geliyor. Zamanın eli değdi bize dizesi, zamanın göreceli kısmına gönderme gibi duruyor. Descartes, balmumu örneğini de hatırlamamız gerekir.
Mustafa: Zamanın A teorisine göre, geçmiş yok, gelecek yok şimdiyi yaşıyoruz. Felsefede önermelerin doğru yapıcısı gerekir. Hegel 19. Yüzyılda yaşamıştır. Dünya 500 yıl sonra aleve dönecektir. Sağduyumuza yakın, önermelerin doğru yapıcıyı A teorisinde bulamıyoruz ve B teorisini kabul ediyoruz.
Çağatay: Henri Bergson, sinemayı bu bağlamda etkilemiştir. Sağduyunun karşısında anlamlı olan oluşturur. Gece olmasaydı, karanlığı tanımlamaya bilir miydik? Karşıt durumlar üstünden kavramları anlama eğilimindeyiz. (Düalite) Zamanın karşıtı yani zamansızlığın (Zamanın ne olmadığı açıklayan) olduğu bir durum yok.

The Overwhelming Nature of Time
(Anlam sıralamış anlardır) Bir müzik parçasını dinlerken notalar matematikle açıklarız ama his/zaman algısı nedir? ‘An’ı insandan alırsak uzay boşluğunda olsaydık, an bizim için zaman olur mu? Bilinci ortadan kaldırsak da yaşlandırıyor. Zamanın ne olduğuna dair anlam ararken, evren başı sonu olmayan bir şey olduğunu keşfettik. Big-bang öncesini nasıl tanımlayacağız? Değişim olmadığı anı tanımlamamız gerekiyor.
Ayda: Başlangıcı olan bir şey sonsuz değildir.
Çağatay: Doğunun saatle tanışması, batıdan sonradır ama bu zaman algıları yok demek değildir. Zamanı ancak yokluğuyla tanımlamak lazım. Yunan Mitolojisinde Chronos insanın zamanla ilgili derdinin eskiye dayandığının bir göstergesidir.
Zaman Nedir? (80. Oturum)
Ferda: Hayatın peşinden koştuğu olgudur. Yaşayıncaya kadar fark etmiyoruz. Farkındalık, zamanın iz düşümüdür. Sanayi devrimine göre; zamanın önemi yoktur, toprağın önemi vardır. 19. Yüzyılın sonlarında 1870-74 arasında bilimsel anlamda küresel zamanı tanımlamışız.
Hasan: Planck sabiti adında bir sabitimiz var. Dünyanın kendi etrafında, güneş etrafında döndüğünü biliyoruz ancak galaksinin nasıl hareket ettiğini bilmiyoruz. Koordinatları bilmiyoruz. Zamanın tarifini biz anlamak anlamlandırmak üzere yapıyoruz.
Kiper: Zamanı hareket üstünden tanımlıyoruz. Yani bir özne nesne ilişkisinden bahsediyoruz. Bu ilişki yoksa, zaman yok mu oluyor?
Çağatay: Modernizmin ve iktidarın dayattığı zaman algısı hareketle tanımlanır. Durgunluk/durağanlık, zamanın tensi olarak anlatılıyor. Ancak o noktada hareketi doğru tanımlamak lazım. Dinler döngüsel bir tanım yaparak yaratıcının kendisinin zamandan müreffeh olduğunu söylüyor. Tanrı tanımımız ve iktidar arasında çok yoğun bir ilişkisi var.
Modernizmin bir dönüşüm sorunu var. Atık üretmeme (geri dönüşüm) ile ilgili yoğun çalışmaları var. Geri dönüştürülemez olduğunu düşündüklerimizi de artık dönüşüyoruz. Dönüşlülük olmayınca bir fırsatı kaçırıyorsunuz.
Erhan: Nörobiyoloji üzerinden, bilincin algılayışı olarak zamanı incelersek ölçülebilen zaman dakika, saniye gibi varlık şeklinde, bütünsel değil. Bilincimizle zamanı algılayamıyoruz. Yaradılışımızda, böldüğümüz zaman dilimlerini algılayan bir beyin yapımız yok.
Bedenimizde pineal bezler, bize zaman algılamasını söylüyor. Gece ve gündüz algımız oluşuyor. Zaman algımız dışındaki kalan klasik dünya için, tecrübelerimizle şekilleniyor. Kuantum seviyesinde Planck sabiti ile kapısını araladığımız dünya ise bambaşka. Lineer (doğrusal) sandığımız her şey alt üst oluyor.
Zamanı bilişsel olarak algılıyoruz, çünkü bizim için bir gereklilik. Evrimsel olarak ayakta kalmak için buna ihtiyacımız var. Fiziksel olarak, hareketin kendisi. “Düşünüyorum öyleyse varım” sözünden hareketle düşünmediğimiz anı anlamayacağımızı varsayabiliriz. Hareket olduğu anda zaman başka bir şekle bürüyor.
Meltem: Zamanın tasavvufi olarak tanımlıyorum. Zamana hepimize hükmediyoruz. Su gibi akıyor, geçmiyor. Beklenti yüklüyor. Bitirmek mümkün görünmüyor. Zamana sıkışmışlık hissimiz var. Zaman ya da zamansızlığın çok üzerinde durmamak lazım. Kavramın içinde çok sıfat var. Zamanın kendi içindeki zamansızlığı yakaladığımız an tatlı bir hale geçmektir.
Hasan: Zaman algımız döngüselden (mevsimlere göre yaşamaktan bahsediyor), lineer hale geçtiği an dünya da değişti. Uyumsuzluk halimizin kök sebebini bulamıyoruz.
Kiper: Vakit ile zamanı karıştırıyor olabilir miyiz? Vaktin tanımını döngüsel bir zaman parçasının üstünden yapıyoruz. Vakit gelen gidiyor, ömrü bu kadarmış vs. Sanki bizimle ilgili zaman parçasını tanımlıyoruz. Zaman ile ilgili konuştuğumuz bütün algımız, vakit algımız gibi geliyor. Vakitler, döngülerden oluşur örneğin bebeklerin zaman algısı yoktur.
Peki, zaman icat mı keşif mi? Tekrarı olan olmayan durumlar konusunda zamansal algımız aynı değil. Aynının varyasyon tekrarlarını biliyoruz.
Ayda: Aklıma Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı geliyor. İnsan, saati cepte taşımaya başladığı an doğadan koptu. Biyolojik zaman ile psikolojik algı arasında kaldı. Zaman benim için akış hızımdır. Zamanı kavramsal olarak düşünüyorum, bu düşünce şeklinin insanı manipüle ettiğini düşünüyorum.

Ozan: Felsefeye bakalım. Aklıma “Aynı ırmakta iki kez yıkanmayız” diyen Heraklitos geliyor. Sonra değişim algısı üzerinden, zamanın değişimin ölçüsüdür diyen Aristo var. Daha önce söz edilen Aziz Augustinus aklıma geliyor. Beynimizde bu kavramı algılayan bir reseptör var mı? Reseptör varsa bir tane mi var yoksa birden çok mu var? Zamanın hızlı ya da yavaş geçtiğini nasıl algılıyoruz?
Galileo, avizelerin kilisede serbest salınım periyodlarını takip etti. Kalp atışı ile karşılaştırmalı ölçerek bunu yaptı ve biz sarkaçlı saatleri yaptık. Doktorlar hastaların kalp atışlarını hala bu kurama göre ölçüyor. Zaman ya da vakti ölçmek hep döngüsellikle alakalı olmuş gibi duruyor. Newton’un mutlak evren, mutlak zaman yani bir sabit arka plan ihtiyacı Einstein’ın görelilik kuramıyla değişti. Bilim bugün de anlık zaman algımızın nöron aktivitelerinin üzerindeki etkisini anlamak için deneyler yapılıyor.
Kiper: Benim bildiğim kadarıyla bütün dillerde zamanla ilgili en az bir kavram var. Zaman algımız, değiştirme dönüştürme üzerine mi kurulu? Zaman algısı olmayan dil neden yok?
Erhan: Modern dillerde geçerli, bazı dillerde yok (Dilin zamanları olmasından bahsediyor, geçmiş zaman gelecek zaman gibi). Zamanı algılamayan, sohbetlerinde Amazon kabilesinde gereklilik duymamışlar. Kavramın gerekliliği tarımla ortaya çıkmış olabilir. Gündüz ve geceyi kavrayabilmek zamandan ziyada bir döngünün kavranması olarak da düşünülebilir.
Çağatay: Tekillik söz konusu olduğunda tanrı gibi ya da zaman gibi anlayamamamız bana normal geliyor. Biz düalite (tez-antitez-sentez) ise anlamlandırabiliyoruz.







Geri bildirim: Miyop - Astigmat - Yamuk Duruş
Geri bildirim: Otel Yalnızlığı - Yamuk Duruş
Geri bildirim: Bakmak - Görmek - Yamuk Duruş