03.03.2024
Editör Notu: Bu oturumda daha ayrıntılı bir döküm elde etmek için yapay zeka marifetiyle notlar ve chat birleştirilerek döküm oluşturulmuştur.
Kiper: İyi akşamlar, Yamuk Duruş’un bu akşamki Soyut Kavramlar Oturumunda “Gerçek” kavramını ele alacağız. Gerçek nedir, sizin için gerçek nedir?
Tunç: Benim için gerçeklik, her şeyden önce beş duyumla ve duyu aparatlarımla doğrudan temas edebildiğim, elle tutulur olan her şeydir. İçinde hayal barındırmayan, somut bir zeminden bahsediyorum.
Bilimsel perspektifte ise gerçeği, bir ölçümün sonucunda ortaya çıkan bir “görelilik” durumu olarak tanımlıyorum. Ancak nihayetinde bir şeyin benim için gerçek sayılması; netlik, doğruluk ve bizzat şahitlik (tanıklık) etme süreçlerine bağlıdır.

Ahmet: Meseleye kavramsal bir hiyerarşiyle yaklaşıyorum: “Real” (Gerçek), “Reality” (Gerçeklik) ve “Truth” (Hakikat) benim zihnimde farklı katmanlara tekabül eder. “Gerçek” dediğimiz şey, üzerinde toplumsal bir konsensüsün sağlandığı, adeta fikir birliğine varılmış bir kavramdır. “Hakikat” ise zihni dolduran, ona anlam katan daha derin bir kelimedir. İçinde bulunduğumuz bu “Post-truth” çağında, tüm bu tanımlamalar bir derecelendirmeye tabi tutuluyor.
Bu atmosferde kendimi bir gerçeklik çölündeymiş gibi (desert of the real) hissediyorum; zira artık her şey bu yapay ve ortaklaşa kabul edilen tanımların arasında eriyip gidiyor.
Bence nihai gerçeklik hakikattir. Onun ismi hakikat yani. İnsanın varoluşsal bir noktada “gerçek” diye bir kelime kullanmaya ihtiyaç duyduğuna inanıyorum. Çünkü düşler, rüyalar ve hayaller tek başına gerçeği bulmaya yetmiyor. Hatta Goethe ve Beethoven gibi dâhilerin, asıl hakikati gizlemek ve örtmek için gerçeği bir araç gibi kullandığını düşünüyorum.
İclal G.: Gerçek dışı da konuşulmalı. Gerçek aslında kişiden kişiye değişmez mi?
Petek: Gerçek asıldır. Konuya beyin jimnastiği açısından bakılmalıdır.
Enginay: Gerçek benim için “andır”. Şu an hayatta olduğum veya bir gün ölecek olduğum gerçeği gibi mutlak bir varlık halidir. Beş duyunun ötesini, her doğrunun gerçek olup olmadığını ve gerçeğin yalanın zıttı olup olmadığını sorguluyorum.
Bazen kendimi bir “Truman Show” içinde gerçeklik zemininin ayaklarımın altından kaydığı bir simülasyonda gibi hissediyorum.
Erkan: Herkesin gerçeğinin benim gerçeğim olarak dayatılmasından sıkılıyorum. Ben daha çok zihnimin marifetine, o içsel işleyişin kendi özgün gerçeğine odaklanıyorum.
Suyun altındaki cisimler gerçek olduğu gibi görünmez; onları bildiğimiz için gerçek varoluşuyla algılarız. Peki, benim bakış açımdan kim bakıp benim gerçekliğimi algılayabilir?
Muhteşem olan; gerçeğin tek olmadığı ancak bir ortak gerçek paydada buluşma çabamız ve heyecanımızdır. Gerçek; tadı, kokusu ve sesiyle bütün algılarımızın hizmetindedir. Kendini çok ciddiye alan çok bilenler gerçektir. Düşünceli gerçek. Gerçek bir gün geçecek.
Yavuz: Gerçeği en temelde “öz” olarak görüyorum. Burada keskin bir ayrım yapıyorum: Bir yanda insanın kendi bireysel gerçekliği, diğer yanda ise kâinatın o sarsılmaz, mutlak gerçekliği var.
Gerçek; insan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak var olan her şeydir. Hakikat ise nesnel gerçekliğin bilinçteki kendine uygun kavramsal yansısıdır. Hakikate ma’rûf-u bil hakkta özdeşleşen de bunu gerçek olarak hisseder; nesnel olarak gerçeklikte gerçektir.
Isı ile alakalı gerçeklikte nesnel gerçekliktir; soğuk veya sıcak aslında yoktur, ısının düşmesi ve artması sonucu hissettiğin üşüme veya sıcak basma hissi gerçektir. Kahveci Hasan abiye göre gerçek çayı demleyip evine para götürmek, bir sanatçıya göre gerçek insanlara elle tutulmayan ama ruhla tutulacak olan nesnel gerçekliği verebilmek.
Bir de işin gerçeğine odaklan denilir toplumda. Nietzsche sorgulayan ama kesin hükümlü olan bir adam. Gerçekliğe selamsız olarak bakılırsa nasıl olur?
Petek: “Ben” dediğim yapının aslında bir kurgu olduğunu, var olmadığını görüyorum. “Benim”, “senin” veya “ötekinin” gerçekliği olarak kodladığımız her şey, aslında sosyal gerçekliğin katmanları arasında kaybolan siluetlerdir. Ben, bu sosyal katmanların içinde eriyen bir özneyim.
Ayda: Ben “varlığı kesin olan” temel bir noktadan yola çıkıyorum. Ancak bazen gerçeğin, doğası gereği çarpık ve saçma olması gerektiğine inanıyorum. Felsefenin bu en “kazık” kavramıyla, yani gerçekle burun buruna gelmek beni hem ürkütüyor hem de heyecanlandırıyor.
Derine indikçe, bu arayışın beni hakikate götürdüğünü hissediyorum. Ayna gibi dışsal bir yansıtıcıya ihtiyaç duymadan, kendimi saf (pure) bir şekilde hissetmek, gerçekliğin en yalın halidir.
İyinin gerçekliği gibi kötünün gerçekliğinin de olduğunu bilmek ve kabul etmek kolay değil. Olacak ve olan her şeyi ezeli ve ebedi hissedebilme haline ulaşmaktır.

Arthur Rothstein – African American Family at Gee’s Bend – Alabama
Dünyanın algoritmasını altüst eden bir bilinç yapısına sahibiz. Bazen kendime soruyorum: Hangi gerçeklik bana ait? “Niçin geldim bu dünyaya?” veya “Ne görmek istiyoruz?” soruları zihnimi kurcalıyor.
Annemle babamın bana sunduğu o hazır gerçeklik ile benim kendi bilincimle yarattığım dünya arasındaki o fantastik çatışma, bana son derece bilinmez geliyor.
Aynı gerçeği yaşamıyor muyuz? Olası olan daha gerçek olabilir. Olası olduğu için, gerçek olasıdan daha zorunlu değil bence. Zorunlu olan şu: yok oluş, zorunlu da her ikisinden ayrılır. Algısal gerçeklik diye bir ayrım var. Ekstra bir şey görmek bizi gerçeklikten mi çıkarır?
Gerçek gerçekten mi bahsediyoruz yoksa kendi gerçekliğimizden mi? H. Barbusse: “Gerçek ve doğaüstü aynı şeydir.” Diyor. Ayna ayna söyle bana gerçek gerçek midir?
Kiper: Zihnimde bir soru var: Bir insanın mutlaka bir gerçeği olmak zorunda mıdır?
Hasan: Gerçekliğin çok yüzlü olduğuna inanıyorum. Bizler her zaman subjektif bir dünyadan bahsediyoruz; dış dünyayı kendi süzgecimizden geçiriyor, ona göre değerlendiriyor ve anlamlandırıyoruz.
Hakikat kavramı benim için zaman üstü bir yerdeyken gerçek; zamansal olarak belirli bir zamana ait, belirli bir anda, algılayanın reseptörleri ve önceden öğrendiği ve biriktirdiği şeylerle ilgili.
İçinde bulunduğumuz zamanda gerçeğin bir başka türü ile yüz yüze geliyoruz. Öğrenme ve anlama çabamızın yanına ikna ve mutabakatı ekleyerek oluşturduğumuz Post Truth.
Mehmet: Gerçek, algısal bir şey bence. Gerçek akışkan bir şey, lakin onu bir noktada katılaştırıp gerçek budur denilen bir şey. Atomu bile parçalamışlar; gerçek olan maddenin yapıtaşının atom olduğu idi, hatta bu hakikat hükmündeydi bilimsel olarak bile. Gerçeklik ölçülebilir, sadece bir referans ve yeterince uzun bir sopa gerekli.
Nietzsche’nin tanımını tekrar ifade edeyim, “Gerçek eski eğretilemelerin katılaşmasından başka bir şey değildir” demiş. Gerçekliğe Anakronik olarak bakarsak, geçmişin hakikatlerinin neredeyse komplesini değil de neredeyse komplesini cehenneme atma ihtimalimiz olabilir.
Kişi için kabul özel gerçeklikler ile başkalarının gerçeklikleri bire bir örtüşmeyebilir. Bilim insanı aslında var olan gerçekliğin içindeki şeylerle ama o anki gerçeğin ilerisinde bir tasavvurla çalışmalar ortaya koymalı. Sanat gerçek değildir, mesela gösterendir. Gerçekler normaldir, bu sebeple sanat gerçek değildir.
Romanların ortaya çıkmasıyla, gerçeklik algısı da bozulmuş sanki. Olduğu gibi aynı şeyleri yaşasak nasıl olurdu? Gerçeklikle isteme durumunun da bir ilişkisi var. Bence hepimiz telefon ya da bilgisayarız şu anda; sadece gerçek olan ses, ses de dijital.
“Bütün öğretiler faydasızdır. Siz yaşamınızı değiştirmelisiniz.” demiş Wittgenstein. Yaşamınızı değiştirin öğüdü, gerçeklik algınızı da değiştirin manasında. Hakikat sizin neyinize demiş Goethe. Gerçek bir sudur, iç iç kudur.
Uhri: Gerçek dışsal, hakikat içsel olabilir mi? Salt gerçek var mıdır? Kendi kurguladığımız gerçeklikleri gerçek zannediyor olabilir miyiz? Gerçeği varlığımızın geçiciliğini kalıcı kılmak için icat ettiğimiz kavramlardan olabilir mi? Gerçek özünde bir algı mı yoksa soyut bir kavram mı? Gerçek öğrenilen bir kavram mı? Bebekler için gerçek var mıdır?

Algıyı imgeye, imgeyi de kavrama dönüştürüyor beynimiz. Gerçek bir algı olarak var olsa ve imgelerde ortaklaşabilir hale geliyor olsa da kavram olarak doğada karşılığı olmayabilir.
Gerçek ile hayal arasında fark yoktur; çünkü hepsi hatırladıklarımızdan ibarettir. Süreçlerin dünyasında başlangıç ve sonuç arama çabası olabilir mi gerçek?
Gerçek olan öznedir, o öznenin ölümlü olduğudur. Özne nesneye ve hatta eyleme dönüşüp gerçekliğini yitirebilir; özne olarak kalabilmek için bir başlangıç ve bitişe tutunmak gerçeklik arayışıdır.
Bence gerçek süreç odaklı dünyada sonuç odaklı yaşamaya çalışan insanın çaresizce tutunduğu bir icattır. Evcilleştirilmiş algılar balonudur gerçek. İçinde bulunduğumuz güvenlik ve konfor alanını gerçek olarak kavramlaştırıyoruz, ötesini ise gerçek dışı kabul ediyoruz. Gerçeklik illüzyonu ile dünyaya tutunuyoruz sanki.
Pia: İnsanı, hayvani dürtülerini düşünceyle harmanlayıp sosyalleştirebilen bir varlık olarak tanımladığımda gerçeklik benim için başlar. İnsanın kendini gerçekten var edebildiği, kendini inşa edip kabul edebildiği yegâne yer, kendi zihninin derinlikleridir. Gerçek, bence düşünen canlının kendi zihninde, kendisini var edebildiği, kabullendiği yerdir.
Said: Söze, “Neden sen gerçeksin?” sorusuyla başlamak istiyorum. Somut olanla bir münasebet kurmamızın tek nedeni, algımızın sınırlarının bu noktada çizilmiş olmasıdır. Hakikati, bir şeyi hak ettiği yere “yerleştirme” (istihkak ve tahakkuk) süreci olarak görüyorum.
Hakikatin gerçekliğe yaklaştığı, o ideal dünyadan esintiler taşıyan anlarda büyük bir coşku hissediyorum. Her türlü tariften ve sıfattan sıyrılıp bir “hayret makamına” veya “fena” haline ulaşmak, yani varlıkta yok olmak benim gerçeklik arayışımın zirvesidir.

Hakan Unknown:: Benim gözlemime göre gerçeklik; beden, ruh ve hislerin birleşimiyle, algılarımız vasıtasıyla ispat ettiğimiz bir kesinlik halidir. Adın neyse ondan emin olduğun o sarsılmaz noktadır. Ancak bazen görünmeyenin bir şekilde görünür olması beni hayrete düşürüyor.
Gerçeklik bugün, herkesin kendi menfaatine göre bir yerlere çektiği, ezilip bükülen bir kavram haline geldi. İnsan özü itibarıyla soyut kalacak olsa da gerçeklik, dönemsel yorumlarla sürekli değişip dönüşecek. İnançların ve manipülasyonların, kurgulanmış bir gerçekliğe kapı açtığına şahitlik ediyorum.
Genel geçer atfı yapılan kurallara ya da kaidelere bağlanan şeyler var. Algıda yaratılan gerçeklik vardır, bu gerçek olmasından bağımsız olabilir. Gerçek, gerçekten gerçek mi? Gerçeği gerçek yapan; onu gerçekten gerçekçi bulman mı, gerçek var sayman mı, gerçek bulmak istemen mi? Hakikat kelimesi gerçek tatmin etmiyor ve ilişki bir üst mahkemesi olmalıdır diyenlerin uydurmasıdır.
Mesut: Gerçeğin hazır bir veri olmadığını, bizim tarafımızdan pişirilip inşa edilen bir Construction (inşa) olduğunu düşünüyorum. Belki de gerçeklik, tamamen kontrolümüz dışında gelişen ama varlığımızı sürdürmek için duyduğumuz bir ihtiyaçtır.
Gerçek Nedir?
Fondip: Evrendeki ilk gerçekliğin insan olduğuna inanıyorum. Gerçek, içi dolu bir kadeh gibidir; o kadehi kendi varlığınla ve anlamınla doldurabildiğin ölçüde gerçeğe vakıf olursun.
Ahmet: “Gerçek” terimi çok insani bir kavram, o nedenle evet doğada yok. Fakat biz de doğal bir canlı olarak doğaya tabiyiz ve doğada biz varsak gerçek de var. Doğayı tanımlama şeklimizi oluşturuyor bu kavram. Hayvanlar rüya görür; köpek rüya ile gerçeği ayırt edebiliyor. Biz de şu an başka bir suyun (eter) içinde olabiliriz ve gördüğümüz şeyleri gerçek oldukları şekilde deneyimlemiyor olabiliriz.
Bu da bizi referans noktasına götürür. “Bütün gerçekler üç aşamadan geçer: Önce, dalga geçilir; sonra, şiddetle karşı çıkılır, sonunda aşikar kabul edilir.” – Schopenhauer.

Geri bildirim: 024. Oturum: Enerji Nedir? - Yamuk Duruş
Geri bildirim: 162. Oturum: Delilik Nedir? - Yamuk Duruş