331. Oturum: Dikkat Nedir?

01.02.2026

Kiper: İyi akşamlar. Umarım keyfiniz yerindedir. Bir pazar akşamı daha sizlerle beraberiz. Bu akşam 331. odayı yapıyoruz; konu başlığımız “dikkat“. Sözü hemen sizlere teslim edeyim. Dikkat nedir, sizin için dikkat nedir?

Tunç: Herkese merhaba. Yağmurlu bir İstanbul gününden selamlar. Dikkat aslında konuşacağımız soyut bir kavram ama sen az önce benim bir hatamı düzelterek çok dikkatli olduğunu gösterdin. Dikkat, hayatta kalabilmek için sürekli sürdürmemiz gereken bir beceri. Özellikle vahşi doğada canlılar sürekli bir odaklanma halinde olmalı, yoksa hayatlarından olabilirler. Ben mizaç olarak bu özelliğe sahibim ama bazen sağlık problemleri veya dış uyaranlar nedeniyle trafikte kaza yapacak kadar dikkatim dağılabiliyor.

Yıldıray: Ben konuya teknik yönden bakacağım. Dikkat, algı gücünün (psikofiziksel enerjinin) belli bir uyarıcıyı seçip ona “zoom” yapması ve orada belirli bir süre tutabilmesidir. Benim ilgimi çeken “dikkatin salınımı” kavramıdır. Sezar’ın aynı anda altı kişiye mektup yazdırırken birini kendi yazması veya satranç ustalarının aynı anda birçok kişiyle oynaması dehşet verici bir odaklanma becerisidir. Bu, hâkim olduğun konularda dikkati dağıtabilme yeteneğidir.

Kiper: Ozan, hoş geldin.  Hem senin dikkat tanımını merak ediyorum hem de sence neden böyle bir kavrama ihtiyaç duymuş olabiliriz?

Ozan: Diğer arkadaşların tanımlarından farklı bir tanım yok bu nedenle ben “dikkat ekonomisi” (attention economy) üzerinde durmak istiyorum. Sosyal medya platformları ücretsizse ürün bizizdir; yani bizim dikkatimiz bir kaynaktır.

Ryoji IkedaData-verse

AIDA modelindeki “A” harfi “attention” yani dikkate tekabül eder. Tüketici önce dikkatini verir, sonra ilgi ve arzu duyar, en son eyleme geçer. Dikkatimizi çekmek için ses yetmiyor videoya, resim yetmiyor harekete geçiyorlar. Dikkat bugün en revaçta olan ticari sermayedir.

Kiper: Mehmet senin tanımına ek olarak merak ettiğim acaba sürekli dikkatli kalamadığımız için mi bu kavrama ihtiyaç duyduk?

Mehmet: Merhaba. Dikkat, kendimizi odakladığımız bir şeydir ancak her şeyde dikkatli olmak gerekir mi, emin değilim. Çocuklar oyun oynarken ne kadar odaklıdır? Bir de “kuru kafa” sembolü gibi bizi tehlikelerden koruyan uyarıcı olarak dikkat kavramından bahsedebiliriz.

Ben hayatımı çok dikkat ederek yaşamadım, buna rağmen hayatımda dikkat ettiğim şeyler nasıl ortaya çıktı? Çevreden almış olduğum işaretler bunda belirleyici oldu mu? Belirli bir yaşa geldikten sonra dikkat ettiğimiz şeyler artıyor mu?

İzzet Tanju, Cemil Meriç’i anlatırken tüm bilgiyi parmağının ucunda toplamadığından bahseder. Bence bu müthiş bir dikkat örneğidir. Bence dikkat bir yerde dağılır ve sonra tekrar toparlanır; 40 dakikalık bir derste öğrencinin sadece 10 dakika odaklanabilmesi gibi. Yine de bu kavram benim için büyük önem taşıyan kavramlardan biri değil.

Kiper: Kavram sürekli taleple ilişkilendiriliyor. Talep edilen bu kavramın senin için tanımı nedir?

Sibel: İyi akşamlar. Dikkat benim için bir şeyi ne kadar önemsediğimle ilgilidir. İş hayatında veya ailede karşımızdakine dikkatimizi verirsek onu önemsediğimizi gösteririz. Ancak sürekli uyanık olma hali çok yorucudur. Dikkatin eksikliği de fazlası da kişiye zarar veriyor. Bilinç geliştikçe kişi neye dikkat edip etmeyeceğini seçebilir.

Kiper: Seda, dikkat insanın bir konunun üzerinde sabit durma çabası mıdır?

Seda: Ben bir fotoğrafçıyım, sürekli görmek ve bakmak üzerine düşünürüm. Benim için dikkat aslında bir “görünme isteğidir”. İnsanlar birinin bir şeye sadece baktığını değil, onu anladığını hissetmek isterler. Bu yüzden dikkat talep ederler.

Erkan: Ben çok odaklanmamaya gayret ediyorum. Çünkü bir şeye çok fazla odaklanmak, diğer her şeyi gözden kaçırma ihtimalini artırır. Her şeye eşit dikkat etmek beni daha çok rahatlatıyor.

Ferda: Çoğumuz dikkati bir mercek gibi dışa odaklanma aracı sanıyoruz ama dikkat aslında beynin “vazgeçme sanatıdır”. Beyne her saniye 11 milyon bit veri gelir ama biz sadece 40-50 bitini işleyebiliriz. Yani dikkat bir odaklanma başarısı değil, bir “sansür zaferidir”.  Dikkat benim için yokluk yönetimidir çünkü bir yere baktığımda geri kalan her şeyi öldürmüş oluyorum. Aynı anda her şeyi aynı ölçüde algılasaydım dikkat ancak bu durumda en zengin kaynağımız olurdu. Dikkat ettiğim şey, bir saniye sonra benim ne olacağımı belirler.

Ahmet: İyi akşamlar. Dikkat kelimesinin kökeni “incelik” ve “hassasiyet”e dayanır. Yapay zekâ teknolojisinde “samanlıkta iğne arama” (needle in a haystack) testi vardır; koca bir film içindeki bir saniyelik sahneyi bulma yetkinliği. Tabii bu yetkinlik sadece bulmak değil aynı zamanda bulduğumuz şeye ne kadar odaklandığımızla da ilgilidir. Dikkat, bu devasa veri yığını içinde ne kadar ayrıntıya inebildiğimizdir. Bir anlamının da özen, incelik olduğunu unutmamamız gerekir.

Kiper: Sahi nedir bu dikkat? Dışarıda bıraktıklarımız mı, içeriye alırken seçtiklerimiz mi ya da daha ince görme çabamız mı? Ya da bunların hiçbiri değil mi?

Dikkat Nedir?

Mesut: Yaşamda nereye gideceğimizi bilmiyorsak neye dikkat edeceğimizi nasıl bileceğiz? Dikkat bir uyarıcılık veya uyanıklık gibidir ama ben kalp gibi daha “ince” bir şeyden bahsediyorum. Ceketinizin düğmelerini yanlış iliklerseniz ve biraz da şanslıysanız buna gülümsersiniz. Şanslı değilseniz görmezden gelirsiniz ve bu mutlaka tekrarlar. Böyle bir dikkat bana daha iyi geliyor.

Kiper: Merakımdan soruyorum. Ormanda yaşayan bir adam olsam ve kurtların ulumasını duysam kendimi korumak için istemsizce dikkat kesilirim. Arkadaşlarımın yanında onları daha iyi anlamak için dikkatli dinlerim. Beni yanlış anlamasınlar diye dikkatli davranırım. Bir tarafıyla önceden söylendiği gibi özen göstermek de kuru kafa tabelası da dikkat. Biz bu kavrama birden fazla anlam mı yüklüyoruz? Dikkat aslında yerine görelikten farklı bir şey değil mi? 

Mesut: Ormandaki adam olsaydım ben 100 çeşit ulumanın ne anlama geldiğini bilirdim. Yani onun ne zaman tehlikeli olacağını bilirdim. Mesela böyle bir dikkatten bahsediyorum ben. Yani ezber ezberlenmiş sistematik bir dikkat değil.

Dikkat Nedir?

Kiper: Mesut iyi bir filtreleme sistematiğin varsa dikkat de kendiliğinden vardır, bunun üzerine çok da konuşmaya gerek yok dedi ama Hasan senin için dikkat nedir?

Hasan: Dikkat, insanın ürettiği, hayatta kalma refleksini sonraki aşamalara taşıdığı bir kavramdır. Tanımlama ve farkındalık üzerinden işler. Pozitif taraftan bakarsak “seçme“, negatif taraftan bakarsak “flulaştırma” eylemidir. Ayrıca derinleşmeyi özeni de içinde barındırır. Buna ek olarak bir tarafıyla bir zihinsel fonksiyon öte taraftan geliştirilebilir bir yetenek olduğunu da düşünerek kavramın çok katmanlı bir “torba kavram” olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Kiper: Sosyal medya platformlarının kişinin dikkatini bir yerde sabit tutmamaya yönelik bir kurgusu var. Bu kadar yoğun kullanımın olduğu bu platformalar bizim dikkat süremizi de ister istemez değiştirdi. Dikkatin bu talep doğrultusunda yeniden şekillenerek kısalması, kavramın ortaya çıkışındaki anlamın korunmasına nasıl bir etki yapıyor?

Enginay: Dikkat benim için öğrenmenin öncülüdür, bu perspektifle de pozitif olarak algıladığım bir kavramdır. Günümüz seyircisinin uyaran temposu çok değişti; artık kimse iki saat boyunca sadece konuşan insanları izlemiyor. Benim bana teklif edilen oyunları seçerken artık günümüz izleyicisine/ tiyatro müşterisine uyaran sayısının yeterli olup olmadığına dair bir filtrelemem gelişti bu nedenle.

Dikkat, benim için, siyah-beyaz bir yaşamın içinde içindeki bir metrekarelik renkli bir alanı fark edip ona zoom yapmam ve geri kalan tüm siyah beyaz görüntünün kaybolup gitmesidir. Hayatı, bize dikkat etmekle ilgili böyle (renkli kareler) işaretler gönderdiği üzerinden okumak da bana iyi hissettiriyor. Dikkat güzeldir, dikkat edelim.  

Vilhelm Hammershoi
Interieur mit Rueckenansicht einer Frau

Uhri: Ben buna bir “şemsiye kavram” diyorum. Algının dışarıdan içeriye veya içeriden dışarıya olan tüm trafiğine dikkat diyoruz. Bu aslında bir varoluş arayışıdır. Büyük akışın içinde kendimizi özne hissetmek için küçük varoluş alanları yaratmaya çalışıyoruz. Dikkati yöneterek, düşünce oluşmadan bile süreci yönetebilirsiniz; bir çocuğu ağlarken dikkatini dağıtarak susturmak gibi.

Kiper: Tam tersi olamaz mı? Gerçekten bir parça edinmek ve sahiplenmek sandığımız bu dikkat kavramı aslında gerçekten uzaklaşmak için kullandığımız bir alan yaratıyor olamaz mı?

Uhri: Süreç odaklı bir dünyada sonuç odaklı bir hayat yani başlangıcı sonu olan bir -nedeni sonucu olduğunu iddia ettiğimiz- küçük parça yaratarak kendimize büyük gerçekliği görmek yerine küçük gerçeklik alanlarında kendimizi özne yaratmaya çalışıyoruz. Yani türevin türevini alıyoruz.

Büyük gerçek yani hiçlik diyelim, tümüyle varsal gerçekliğimizin hiçle örtüşmesinden rahatsız olduğumuz için kendimizi varken yok olmuş bir canlı gibi tarif etmek daha iyi geliyor, daha iyi hissettiriyor. Aslında hiç değiliz ama bir ara var olup sonra yok olan bir canlı olmaya razı oluveriyoruz. Aslında bu da belki yani bir bakış açısına göre en azından varoluşçuların bakış açısına göre bu, daha büyük bir yalan.

Ferda: Şimdi dünya mükemmel bir uyumun içinde olsaydı ve ben her şeyi önceden tahmin edebilseydim hiçbir şeye dikkat etmeme gerek kalmazdı, değil mi? Saf bir akışın içinde ben bir özne olduğumun farkına bile varmayacaktım ama ben benliğin doğduğu an yani ben buradayım dediğim an aslında dünyanın benim tahminlerime uyum sağlamayı reddettiği andır. Bence dikkatimi bir şeye verdiğim an evrenle aramdaki o bütünlük çatlıyor. Bu benliğin doğuşu, öznenin ben de varım deyişiyle ortaya çıkışı, dikkatin kullanıldığı ilk yer, bunu söylemek istedim.

Ayda: Dikkati engelleyen içsel faktörler stres, açlık, yorgunluk ve travmalardır; dışsal olanlar ise ses, telefon ve sosyal medyadır. Nöropsikolojide dikkat frontal loba, yani kısa süreli belleğe bağlıdır. Bu bağlamda dikkatin içsel ve dışsal sınırları olduğunu söyleyebiliriz. Dikkat, kısa süreli belleğimize veriyi işlemeden önce gerçekleşen alanda kalan ve bilimin tartışmalı alanlarından birinde tartışmalı tanımları olan kavramlardan biri. Yoğunlaşma kavramı bu alanda tartışmalı kavramdan kaçabilmemiz için bence harikulade kavramlardan biri.

Edward Hopper – Morning Sun

15-20 yıl önce 100 öğrenciden birinde DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) varken, şimdi uyaran fazlalığı ve ekran kullanımı nedeniyle bu oran çok yükseldi.

Dikkatin bir algı olduğundan bahsedildi ama psikoloji bunun bir algı olmadığını, uyaranlar olduğunu söylüyor. Psikolojinin tanımını güçlendirmek adına ne kadar dikkat etmeye çalışsak da büyük uyaranlar dışında hatırlayamadığımız rüyaları örneğin bu kavramın neresine iliştireceğiz?

Bu kavram söz konusu olduğunda, odak kavramı, geometrik merkez kavramı, algıda seçicilik kavramı, tekrar ve ilk görü kavramlarına da bakmak gerekiyor.  Son olarak dikkat, bilme eylemi için şarttır.

Serdar: Zihnimiz bir bombardıman altında ve dikkat, bu yığının içinden neyi işlemleyeceğimizi seçen bilinçle gerçekleştirdiğimiz bir mekanizmadır. Bilinç yoksa, dikkatten söz edemiyoruz. “Neye dikkat ettiğine dikkat et” sözü çok önemlidir çünkü bu bizim değerlerimizi belirler.

İbnü’l Arabi’nin (İnsanı-ı Kâmil) meleklerin secde etmesini anlatırken melekleri enerji kuvvetleri olarak tanımlaması gibi; insan neye dikkatini verirse o enerji oraya icabet eder.

Dikkat sıradan bir şey gibi durmakla beraber, eğitmen ve disiplinli olman gereken bir yeti gibi de duruyor, bu yetiyi eğitim ve disiplinle beslemeyince de kolaylıkla çalınabiliyor.

Kiper: Clubhouse platformu üzerinden gerçekleştirdiğimiz Yamuk Duruş Soyut Kavramlar oturumları, Clubhouse’un görsel sınırı da göz önüne alınarak bir dikkat çalışması olarak da değerlendirilebilir mi?

Ozan: Modern insanın zamanı az, zihinsel enerjisi az, eforu az ve o dikkati bir şekilde dağıtmak durumunda. Böyle olunca da dikkatin değeri yükseliyor, dikkat değerli bir şey haline geliyor ya da dikkatini verdiği şey değerli oluyor.

Şu an geldiğimiz noktada o kadar çok uyaranın içerisinde dikkat ettiğiniz ya da dikkatinizi vermek istediğiniz alanda kalıyorsunuz ve orada rahat hissediyorsunuz. Dikkatinizi sizden olmayana vermek dahi istemiyorsunuz. Bu şekilde ayrışıyoruz diyeyim. Bu noktada bu oturumlar bir dikkat kancası olmaktan ziyade bir dikkat tutucuya dönüştüğünden o şekilde değerlendirilebileceğini düşünüyorum.

Kiper: Oturum boyunca dikkat eden tarafında kaldık. Peki, dikkate maruz kalan tarafında da böyle mi düşünüyoruz? Sürekli dikkatin odağında kalarak yaşamak mümkün mü?

Mesut: Bilinç aslında varoluşun bir dikkatidir. Bir sanat eseri yaratırken (yönetmenlikte) her an, her kelime dikkatle tamamlanmalıdır. Çünkü gözden kaçan en ufak bir şey sonra paçanıza dolanır. Seyirci aslında bize gelmez, bizde kendisini görür.

Kiper: Bütün oturum boyunca konuştuklarımızdan yola çıkarak sorayım. Dikkat, normali mi belirliyor?

Hasan: Normal dediğimiz kavram; zamanla, kültürle, bireyin mizacıyla ilintili bir kavram. Dikkat normalin yaslandığı kavramlar açısından bakıldığında belirleyici ve/veya etkileyici bir güce sahip gibi duruyor. Buradan bakıldığında dikkat; görünür olmaya veya görünmez olmaya çalıştığımız yerleri belirliyor.

Günümüzde o kadar çok uyaranla dövülüyoruz ki kendimizle ilişki kurmakta zorlanıyoruz. Yanarak parlamaya çalışan ağaçlara benziyor dikkat. Kim yaş kalacak kim yanarak parlayacak, sanırım bunu anlamlandırmaya çalıştığımız bir çağın içinde yaşıyoruz.

Kiper: Dikkatin uyaran sayısıyla korelasyonundan bahsettik. İnsanlar ateşe uçan pervaneler gibi uyaran sayısını arttırmaya meyilli duruyorlar. Acaba bu yönelim insanın dikkatten azade olmaya çalışması olarak yorumlanabilir mi?

Dikkat Nedir?

Uhri: Göz imge üretir ama düşünceyi beyin üretir. Sürekli imgelere maruz kalmak düşünsel tembellik yaratır. Hızlı bir sığ iletişimi sağlar ama kavramsal olarak derinleşmekten bizi uzaklaştırır.

Ortak algı dikkati, dikkat de normali belirler. Aynaya baktığımız zaman kendimizi değil de başkalarının gözündeki, başkalarının dikkat ettiği kendimizi görmeye başladığımızda aslında ortak algının esiri oluyoruz ve kendimizden uzaklaşıyoruz.

Oturum331_Dikkat-Nedir-18

Image 18 of 19

Yorum bırakın