097. Oturum: Güven Nedir?

24.03.2022

Kiper: Bu akşam bu oda benim kelime olarak en zorlandığım odalardan biri oldu. Covid’in başında ben 20 yıllık dostumu kaybettim. Adı Güven’di. Hayatımda güven duygusunu, ete kemiğe bürünmüş halde deneyimlediğim için kendimi şanslı sayıyorum. Umarım güven duygusu ömrünüz boyunca sizinle beraber olur ve onu taşımaktan hiç imtina etmezsiniz. Bu odayı müsaadenizle Güven ÖZALP’e ithaf ediyorum. Yattığın yer incitmesin, aziz dostum…

Güven ÖZALP

Kiper: Bu akşam 97. Oturumumuzda “Güven” kavramını konuşacağız. Güven nedir, sizin için güven nedir?

Büşra: Güven, belirsizliğin olmayışıdır; önünü ve arkasını görebildiğim, tehlikelerden uzak ve kendimi emin hissettiğim bir duygudur.

Erdal: Güven benim için çok kökensel ve derin anlamları olan bir kelime. Dünyaya bakış açımdan inanca kadar tüm ilişkilerimde ve düşüncelerimde yer ettirmeye çalıştığım, çok içsel bağlandığım, hayatta sahip olduğum bakış açımın temelinde olmasını arzu ettiğim bir kavramdır.

Tunç: İnsanların birbirleriyle olan iletişiminde en çok anlaşılması gereken durumdur. Biz bu dünyaya bir güven ihtiyacıyla geliyoruz, bu ihtiyaçla büyüyoruz ve hayatımızın sonuna kadar güven hep ihtiyacımız olan bir kavram olarak kalıyor. Ayrıca güven sadece insanlar arasında değil; bir nesneyle, süreçle ya da inançla kurulan bir etkileşim de olabilir.

Büşra: Tunç’un dediği gibi insan ve nesne arasında da bir güven ilişkisi kurulabiliyor. Örneğin eski askerlerin, kendilerini koruyacağına dair bir güven duygusu oluşturmak için boyunlarına muska takarak savaşa gitmesi buna bir örnektir.

Odd Nedrum – Dawn

Mehmet: Benim için güven dedemin lokantasıdır, adı güvendi. Sonra da amcamın lokantası oldu o da yeni güvendi.

Selam vermek, aslında “benden sana zarar gelmez” telkininde bulunarak güvene talip olma halidir.  

Das Kapital’in başında bulunan Dante’nin meşhur sözündeki gibi; “Sen yoluna yürü ve bırak ne derlerse desinler” diyerek birinin arkasını sıvazlamak, “ben senin arkandayım” demektir.

Ferda: Benim için güven, bir metoda girmeye veya bir kalıba uymaya rıza göstermek, bir nevi halaya girip ayak uydurmaktır. Güvende bir beklenti olur ve bu beklenti karşılandığı sürece güven devam eder; ancak bu durum güven duyanda bir zaaf da oluşturabilir. Güven, en az bir güvenen ve bir güvenilen gerektirdiği için bireysel değil, etkileşimli bir eylemdir.

Erkan Nazlı – Güven Nedir?

Umut: Güven “emin olmak” demektir. Benim dışımda gerçekleşecek olayların ve insanların davranışının, benim aleyhime gerçekleşmeyeceğinden önceden emin olmamdır.

Ayrıca insanın karşılaştığı zorlukların üstesinden gelebileceğine dair kendine duyduğu inançtır.

Kiper: Güven bir nevi öngörülebilirlik ve kestirilebilirliktir; ne olacağını fark edebilme halidir. Örneğin yer çekimine güvenirim çünkü ne olursa olsun aynı şekilde davranacağından eminimdir. Peki, insan insana neden güvenir? Güven yaşamaya devam etmek için zaruri olan ihtiyaçlarımızdan biri midir?

Ayda: Bence insanlar birbirine güvenmiyor sadece bir konfor alanı yaratıyor. Güven demek, bir parçanı emanet etmek demektir ve öyle herkese bir parçamızı emanet etmiyoruz. Eş güdümlü rahatlık yaratmaktır.

Ben insanlara güvenmeyi isterim, insanların da bana güvenmesini isterim. Neden güvenmek isterim? Arkamı döndüğümde darbe yemek istemem. Güven zaten bu noktada başlar. Bence zaruri değildir, onu biz yaratırız. Güveni tutkal yapıyoruz, bağ kuruyoruz.

Erkan Ö.: Güven, sevginin en temel halidir; eğer güvenmiyorsak kaybederiz. İnsan; karmaşık, donanımsız ve çaresiz bir canlı olduğu için araya giren tek şey güvendir. Güven, her şeyi örten mutlak güzel bir elbiseye benzer; eksikliğinde ise gurur gibi kavramlar bu boşluğu dolduran bir karanlık oluşturur.

Marina Abramović & Ulay – The Other: Rest Energy (performance)

Eyyüp: Güven bir nevi inancın bir türüdür. İnsan önsezi, varsayım ve önyargılarıyla hareket eder. Güvenme, bunların inanca dönüştüğü yer gibi geliyor. Bir şeye güvendiğimiz zaman eyleme geçiyoruz.

İlişkilerin güçlü olmasında güven bir ön şarttır. İlginç olan şudur ki; ancak güvenirseniz kandırılabilirsiniz. Kandırılma ve aldatılma, doğası gereği öncülüğünde bir güvenme durumunu gerektirir.

Bay Yıldırım: Güven normal zamanlarda fark edilen bir şey değildir, normalde sadece akışa ayak uydururuz. Ancak zor zamanlarda, özellikle ölüm ve aşkla sınandığımız anlarda zafiyeti ortaya çıkar. Karakterin gerçek yüzü, kişi açlık veya hayati tehlike gibi uç noktalarla sınanmadığı sürece tam olarak anlaşılamaz.

Kiper: Toplumsal güven endeksleri yayınlanır. Bugünlerde yaşadığımız ülkede en güvenilir kurum olarak genel olarak işi tahmin yapmak olan Meteoroloji kurumu birinci sırada yer alıyor. Bu güven konusunda bize bir şey söylüyor mu?

Hasan: Ben güvenin bir inanç olmaktan ziyade kuvvetli bir emin olma hali olduğunu düşünüyorum. Aklımda kişiye dair olan çerçevenin kişinin davranışlarıyla desteklenmesi halinde yaptığım modellemedir güven.  Modelleme çalışmadığında da güvenim kırılır.

Soru: Bir şeye ya da birine güvenmek için sebep olması gerekiyor mu?

Hasan: İnsan bildiğine güvenir, bilmediğine güvenmez. Ya da o tutum güven olarak adlandırılamaz.

Toplumsal güven anketlerinde Türkiye’de en çok meteorolojiye güvenildiği söylenir çünkü onlar tahminlerinde tutarlı davranmaya çalışırlar. Güvendiğimiz şey, o kişi veya kurumla ilgili bilgimiz ve davranışlarının tutarlılığıdır.

Vahşi bir hayvanın ya da bir akrebin bizi sokacağını bilmek de bir güven tanımı içine girer; çünkü o canlının kalıplarına göre nasıl davranacağından eminizdir.

Güven, tutarlılıkla karşılaşmamızdaki “emin olma” halidir.

Eyyüp: Bu durumda güven aslında bir “bilme hali” ve bilmeye yönelik bir yaklaşımdır.

Tolga Bare: Güven; korku, çekinme ve kuşku duymadan itimat etme, bağlanma ve cesaret duyma halidir. Temelinde hem dışsal hem de içsel bir menfaat veya ihtiyaç yatar. Eğer bir memeliden güven duygusunu çıkarıp alırsanız yaşamı bile sonlanabilir; bu yüzden kişi hayata ya kendine ya da dışarıya güvenerek tutunur.

Erkan Ö: Yaşamımızı güven yerine hukukla ilişkilendirmeye başladığımızdan beri güveni dayatılmış kültürel içerik olarak görüyorum.

Cemil: Güven, belirsizlik durumunun ortadan kalkmasıdır ve bu da “eminlik”ten gelir. Eskiden fethedilen şehirlerde halkın can ve mal güvenliği için verilen “eman”, aslında o belirsizliği yok eden bir güvencedir.

Bir anlık veya uzun süreli bir süreç olabilir; o belirsizlik kalktığında bize hâkim olan duyguya güven denir.

Kiper: İnsanlar gündelik hayatta hep etraflarında güvenilir insanlar olsun ister. Böyle bir arayışın içine girer. Güvenilir insan arayışındaki insanlar, kendilerini, güvenilir kılmak için yatırım yapıyorlar mı? Ya da bunun için uğraşıyorlar mı? Ne dersin? Ne düşünürsün?

Mesut: Güvenilir insan arayışında olanlar, bunu genellikle bir stratejiyle yaparlar. Alışkanlıklarımızdan dolayı güveni hep dışarıda arıyoruz oysa güven verilmez, alınır. Rumi’yi anmadan olmaz ya göründüğümüz gibi olacağız ya da olduğumuz gibi görüneceğiz.

Güven en saf ve yalın haliyle bir histir; içine strateji girince güvensizlik, başarı hırsı girince iktidar kavgası başlar. İnsanın kendisiyle barışık olmasıyla ilgilidir. En büyük kavgalar, birbirlerine en çok güvenenler arasında olur.

Kiper: Peki, bizler sorumluluktan kaçmak için mi güvene sığınıyoruz? Birine güvendiğimizde sorumluluğu da ona mı devrediyoruz?

Mesut: Kendi kendimizle bu konuyu tartışamadığımız ve yalnız kalamadığımız için bu sorunları dışarıda bir başkasıyla çözmeye çalışıyoruz.

Güven Nedir?

Umut: Belki sorumluluktan kaçmıyoruz ama kendi kendimize yetemiyoruz. Duygusal ihtiyaçlarımızı karşılayamadığımız için güveni başkalarından temin etmeye çalışıyoruz; bu insan olmanın çaresizliğidir.

Eyyüp: Birinin kötü olduğuna da güvenebilirim. Eğer bu bir bilme ve emin olma haliyse; kendi deneyimlerimle bir varsayımın kesinleştiği andır. Belirsizlik ortadan kalktığı an, durum pozitif ya da negatif olsun, bu benim için bir emin olma halidir.

Erkan Ö: Güven duygusu sanki geleceğe dönük bir yatırım. Çünkü güven halini sürekli korumak gerekiyor. Güvenin kırılma hali gerçekleşince de zıddıyla kabil oluyor. Geleceğe dönük bir yönü var. Güven sürekli bir tehdit algısıyla birlikte geleceğe dair bir umma, bir yatırım gibi düşünülüyor. Bu yüzden pozitif ve negatif yönleri de değerlendirilerek bir belirgin kılma çabası var.

Bay Yıldırım: Mesela öğrencilerle konuşuyoruz. Hocam temelime güveniyorum diyor. Yani 9, 10, 11. sınıfta çalışmalarına güveniyor. Dolayısıyla güven sanki geçmiş bağlarını koparmamış gibi duruyor.

Kiper: Hepimizin birtakım markalara yönelik deneyimleri sonucunda edindikleri alışkanlıkları mevcut. Başımıza kötü herhangi bir şey gelene kadar da pek sorgulamıyoruz. Bu bağlamda güven, alışkanlığa giden ilk kapı mı acaba?

Mehmet: Kafka’nın yazmış olduğu romanlarda işlemiş olduğu karakterler aslında sonuca hiçbir zaman ulaşamıyorlar. Elias Canetti’nin Körleşme kitabını okuyorum. Kitapta Siegfried Fischer isimli bir karakter var.

Bu kişi Yahudi bir cüce ve kamburu var. Satranç dünya şampiyonluğuna oynayacak ve Amerika’ya gidip orada şampiyon olacak diye düşünüyor. Çok güzel bir sevgilisi var ama hayat kadını. Bu kitap 1935 yılında dünyada Yahudilerin 3. Sınıf vatandaş insan olarak görüldüğü bir dönmede yazılmış.

Tania Bruguera and Tate Neighbours – The Art of Social Change | Tate Exchange

Aynen kurbağanın ısıtılması gibi yavaş yavaş güneydeki Yahudiler de ısıtılmış. Yani güvenmişler, güvenmişler, güvenmişler. Olmaz demişler. Asla olmaz demişler. Sonunda güvendikleri dağlara kar yağmış. Herhalde şöyle olması lazım. Yani emin olunacak tabii ki ama emin olma da ancak sınanarak, devamlı test edilerek gerçekleşebilecek bir şey.

Genel itibariyle üç durum var. Bir tamamen güvenebilme durumu ki bu testlerde güveniyorsunuz veyahut arada kalıyorsunuz ama bir karar verip güvenmeme tarafına da geçebiliyorsunuz.

Cemil: Bu noktada kendimi tekzip etmem gerekiyor. Dinle kurduğumuz ilişki aslında bizim güven üstüne kurduğumuz bir ilişkidir. Bu ilişki içinde nesnelleştirebileceğimiz, kontrol edebileceğimiz, dokunabileceğimiz herhangi bir şey yok. Bu safi güven üzerine kurduğumuz bir ilişki türü ve bence ihtiyaçtan doğuyor.

Belirsizlik üzerine de güven tahsis ederiz; teoloji ile kurduğumuz ilişki buna bir örnektir. Nesnelleştiremediğimiz bir şeye safi güvenle bağlanırız. Homeros’un İlyada’sında da tanrılarla kurulan ilişki bu belirsizlik ve güven üzerine inşa edilmiştir.

Yıldır: İnsan, ontolojik ve epistemolojik belirsizliği giderip güvensizliği ortadan kaldırmaya çalışıyor çünkü her şeyin belli olmasını istiyor. İnsanı çıkardığımızda doğada böyle bir arayış görünmüyor.

Freud’un psikanaliz için dediği gibi; güven de ancak ona ihtiyaç duyulmadığında kendini olumlayacak bir kavramdır.

Güveni günlük hayatta iki kategoride düşünebiliriz: Aile veya iş gibi seçmediğimiz, tanımlı “yerel ilişkilerde” güven aramaya gerek yoktur. Güveni asıl seçtiğimiz “özel ilişkilerde” (eş, dost) ararız. Hakiki dostluk; birinin yanında hem bedensel hem de zihinsel olarak hiçbir çekince duymadan, çırılçıplak ve kaygısız olabilmektir.

Hasan: Sahip olduğumuz roller, şapkalar ve üniformalar üzerinden güven tesis ediyoruz. Bir durumun iyi veya kötü olması, bizim o rollerle kurduğumuz netlikle ilgili.

Mehmet: E devlet şifreniz bloke olursa, sizin siz olduğunuzu anlamak için devlet çok çeşitli sorular soruyor. Yani bu soruları, benim ben olduğumun ispatı olarak görüyor. Herkese direkt güvenmenin mümkün olmadığına dair bir örnek olarak paylaşmak istedim.

Erkan NAZLI – Güven Nedir?

 Eyyüp: “Yalanın İcadı” (The Invention of Lying) filmindeki gibi; herkes doğruyu söylerken mutlak bir güven vardır. Ancak yalan icat edilince kuşku başlar. Devletler ve kurumlar güvenle işletilen bir sistemin zorluğunu bildikleri için sözleşmelerle her şeyi baştan eminleştirmeye çalışırlar. Güven eksikliği sorun yaratırken, fazlalığı risk oluşturur.

Erkan Ö.: İşin içerisine toplumun bazı yasaları, ahlak dediğimiz kavram giriyor. Hukukla ilişkilendirdiğimizde de güveni kendiliğinden getiren bir otorite var. Kandırılma duygusunu da ortaya attık. Güveni bu kadar çok bir yerlere çekiyor olmamız sizce bir güvensizlik değil mi? Hani güven diye bir şey mi yok?

Ferda: Biz hep karşı taraf üzerinden değerlendiriyoruz ancak o güveni duymak için kendimizi de bir kalıba sokmuyor muyuz? Karşı tarafın değişmediği ama benim şartlarımın değiştiği durumda güvenin devamından bahsedebilir miyiz?

Kiper: İki insan arasında olan güven tesisinden bahsediyoruz ancak sadece potansiyel güvenilecek olanı konuştuk. Güveneni yani kendimizi konuşmadık. Biz hayatta aradığımız şeye uygun davranıyor muyuz? Kolay güvenerek hayattaki çıkarlarımızı ya da isteklerimizi çok hızlı mı beyan ediyoruz? Hiç kimseye güvenmeyerek hayatı biraz zorlaştırmaya mı çalışıyoruz? Ya da bu konuda denge kurmak için bir şey yapıyor muyuz?

Bengü: Ben rahat etmek, teslim olmak için güveniyorum. Özellikle şirketlerde yapılan eğitimlerde mutlaka takım çalışmasının temelini oluşturan güven çalışmaları yapılır.

Hayatta belirlediğimiz güvenlik alanlarında mutlu mesut yaşamak için güveniyoruz. Bu bağlamda özne açısından düşündüğümüzde güven bence teslimiyetle ilişkili bir kavram.

Mesut: Güvenin tamamen bizimle ilgisi var. Bizi korkuyla ve güvenle yöneterek kalıplarda düşünmeye gönderiyorlar. Bu kalıplar içine -tıpkı bir alışverişmiş gibi- baktığımızda ve işin içine çıkar girdiğinde güven kavramını kendi özünde kaybediyoruz.

Güven Nedir?

Winslow Homer – The Life Line

Hasan: Uhri burada olsaydı, yine aklımıza çok güvenerek her şeyi rasyonelleştirmeye çalıştığımızı söylerdi.

Kavramın, kişi ve şey ilişkisi genelinde bakıldığında, ilişkinin boyutuna, derinliğine, kimliklerimize, berrak olan ve olmayan beklentilerimize, sunduklarımıza göre şekillendiğini söyleyebilirim. Sahip olduğumuz kimlikler ve sunduklarımızla ilgili bir berraklık yok; sanki karanlığın içinde bir şeyleri tarif etmeye çalışıyoruz.

Kiper: Bence, biriyle ya da bir şeyle güven ilişkisi tesis ederken bu süreci kendimizin yönettiğini görmezden gelmeyi tercih ediyoruz. Teslim olmanın konforunu yaşarken tetikte olmayı bırakmanın da bizim tercihimiz olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istemiyoruz.

Ömür: İletişim kurmak için en önemli duygu güvendir. Güven; zora düşersen yardım edene, seni asla yolda bırakmayana ve yolda bulduğuna seni değişmeyene duyduğun histir.

Aldatılmayacağını, kullanılmayacağını, kandırılmayacağını bilmektir. Güven varsa önce saygı sonra sevgi de gelir. Kaybedildiğinde yerine konması en zor şeydir.

Guven-Nedir_Chat-10

Image 10 of 13

Hakan Şenbir: Bireysel düzeyde güven en önemli şey olsa da ölçülebilirliğinden emin değilim. Francis Fukuyama’nınTarihin Sonu ve Son İnsan” kitabında belirttiği gibi; aile sermayesi içindeki güven, sadece “benzeyen” ve “tanıdık” olana duyulan, toplumsal kurallara sorgusuz uymayı içeren verili (given) bir durumdur.

Yetki verdiğimiz aile gibi unsurlar nedeniyle güven bazen terse çalışabiliyor; rüşvet gibi durumlar tanıdığın tanıdığına güvenmesinden doğuyor. İngiltere’de anayasanın yazılı olmaması (unwritten), toplumun teamüllere ve birbirine duyduğu güvene dayalıdır. Güven, aile sermayesi ile toplum sermayesi arasında bir sarkaç gibi gidip gelir.

Kadir: Güven, koşulsuz kabul görmektir. Bu duygu anne karnında, kordondan gelen besinle kurulan o huzurlu ve sakin bağla başlar. Doğumla birlikte bu güvenli alandan koparız; tiksinme, korku ve şaşkınlık gibi duygular kendimizden olmayana temasla oluşur. İnsan hayatı boyunca o ilk güveni arar; güvenin olmadığı yerde düalite ve düşünce başlar.

Oturum97_Guven-Nedir_01

Image 1 of 8

“097. Oturum: Güven Nedir?” için 1 yorum

  1. Geri bildirim: 094. Oturum: Amaç Nedir? - Yamuk Duruş

Yorum bırakın